Yeğlemeyi yeğlemek…

0 0 votes
Puanınız

👁️ 241 Okunma

En yakın dostum, “kalemim”.

Yazmayı ve üretmeyi çok seviyorum. Bir kişinin düşündüklerini ve hissettiklerini kâğıda dökebilmesi muhteşem bir deneyim, düşünce ve duygu. Bunu sadece yazmak ile sınırlamak da doğru olmaz; şarkı söylemek, resim yapmak, şiir yazmak, şarkı bestelemek, heykel yapmak, elle ile ilgili her türlü beceriye dayalı yaratıcılık, bir kişinin yaratma gücünün tüketilmeden dış dünya ile paylaşması mucizevi bir beceri.

Eğitim vermek, koçluk yapmak, başkalarına yardım etmek de kişide harika düşünce ve duygular oluşturan uğraşlar.

Öte yandan, kişi, bencil de olabilir. Sadece kendine odaklanabilir, kendine yönelik olarak yaşamını geçirir, çevresine katkıda bulunmayı düşünmez ve çevresinde de bu yöndeki kişilerle arkadaşlık ederek bu gereksinimini giderebilir. Yalnız kalmak ile bencil bir yaşam sürmek çok farklı. İkisi de bir yeğleme diyebiliriz. Kişi, yalnız kaldığı sürece bazı şeyler üretebilir. Yalnız kalarak dünya için bazı şeyler üretebilmek. Ne kadar değerli bir yaşam tarzı. Bu, farkındalıklı tam bir yeğlemedir.

Eşimle, soluksuz bir biçimde, “New Amsterdam” dizisini izliyoruz. Sağlık alanını bu dizi sayesinde çok daha iyi anlama olanağım oluştu. Hayalimin çok ötesinde, bu çok değerli kişilerin yaptığı, yüksek fedâkârlıklar beni hayrete düşürdü. İnsan olmanın ne kadar değerli olduğunu anımsattı. Bir noktada ise bu yardım etme güdüsünün, bir tür bağımlılığa dönüştüğüne de tanık oldum. Kendi canını önemsemeden, uykusuz, bitik, ailelerinden uzak bir yaşam. Covid-19, fedâkâr sağlık görevlileri konusunda bizde bir farkındalık yaratsa da onların gerçek değerinin tam ya da yeterince anlaşıldığını düşünmüyorum. Bu dizi sayesinde ACİL SERVİS’in ne kadar önemli olduğunu anlamış oldum. Eşitsizlik, en çok üç konuda oluyor ne yazık ki; eğitim, sağlık ve işte.

Yazılarımla kimseyi yargılamak da istemiyorum; “duygularım/egom” isteyebilir. 😊 Farkındalık yaratarak toplum üzerinde olumlu etki yaratmaya çalışıyorum.

Konuyu buradan itibaren biraz değiştiriyorum. “Başkalarının Aklı” – Talı Sharot’un kitabından esinlenerek, sizinle kişilerin yeğleme ve seçimleri üzerine bazı paylaşımlarda bulunacağım.

Bir kişinin yaşamında neyi yapıp neyi yapmayacağında sizce en çok ne etken oluyor?

“Korku”!

Korku, kişileri harekete geçirmekten çok, onların hevesini kırarak eylemsizliğe iter. Basit bir olumlu geribildirim, küçük bir takdir ya da sosyal medya “beğenisi” bile zihinlerde ve beyinde “YAP”! uyarısı üretebilir. Örneğin, sağlık çalışanlarının ellerimizi yeterince yıkamamamız durumunda hastalıkların yayılmasına neden olacağı uyarısı yeterince işe yaramayabilirken, sonuca dayalı özendirmeler hızla fark yaratmıştır.

Hastalık kapma, para kaybetme, kilo verme, derslerde başarısız olma ya da küresel ısınmanın artması gibi geleceğe dair belirsiz sopalarla bireyleri yola getiremiyoruz. Bireyleri, “belki olacak, belki de olmayacak” bir şey adına harekete geçmeye ikna edemeyiz. Gelecekteki sopaları görmemezlikten gelmek ve kendimizi kötü alışkanlıklarımıza karşın yine de iyi olacağımıza inandırmak kolaydır. Hemen verilen küçük bir ödülün, gelecekte karşılaşılabilecek zararlı bir sonuçlardan daha etkili olmasının nedeni budur. Tehdit, mutlak bile olsa hemen sağlanan, güvenilir bir ödülden daha az etkili olacaktır.

Çoğu kişi, çevresini kontrol etme olanağı ve yeteneği elinden alındığında strese girer ve kaygıya kapılır. Kendi yeğlediğimiz ve seçtiklerimizden, zevk ve gereksinimimizden genellikle başkalarının dayattıklarına nazaran ve daha uygun düştüğünden, daha çok zevk alıyoruz. Örneğin, kendi seçtiğimiz filmden bir başkasının bizim için seçtiği filme oranla daha çok zevk alırız. Seçim yapmanın kendi bile gereksinim duyduğumuz, eğlendiğimiz bir durum ve tutumdur.

Kendi yaşamını kontrol edebildiğini düşünen kişiler, daha mutlu ve sağlıklıdır. Kontrolü elde bulundurma düşünce ve duygusu, gövdemiz için zararlı olan korku, kaygı ve stres gibi etmenlerin şiddetini azaltıyor. Yaşlandıkça yaşamımızı ve çevremizi kontrol etme yeteneğimiz düzenli olarak azalır.

Kişilere küçücük bir sorumluluk verip seçim hak ve olanakları olduğunu anımsatmak, afiyetlerini birdenbire artırıverir. Eğer bir anne ya da babaysak, çocuğumuza daha çok sorumluluk verebiliriz. Eğer bir iş yeri yönetiyorsak karar alma süreçlerine katarak çalışanların güdülenme ve doyumlarını yükseltebiliriz. İlginç olan, kontrol düşüncesinin bile sadece bir algı olarak yetmesidir. Kişilere “emir vermek” yerine eylemlilik düşüncesi sunmak, onları sonsal hedeflere yönlendirmede daha başarılıdır.

İKEA’dan aldığımız bir kitaplığı kendimiz kurarsak, başkası tarafından birleştirilmiş tıpa tıp eşdeğerinden daha değerli olduğunu düşünme eğilimi gösteririz. El örgüsü bir atkı, ahşap bir baraka ya da yaprak sarma… Bir şey elimizden çıkmışsa çoğunlukla bize daha değerli gelir.

Kişilerin bir şeye değer vermesini istiyorsak, öncelikle çorbada tuzu olduğunu düşündürmemiz ve duyumsatmamız gerekiyor.

Başkalarını daha mutlu, sağlıklı ve başarılı olmaya özendirmede etkili bir yol, onlara “kendini gerçekleştirme” olanağı sunmak ya da sağlamaktır.

Bugün toplumumuzda en çok gereksinim duyulan değerlilik düşünce ve duygusu yaratmanın yolu, kendimizden ve evimizden başlayarak, iş yerinde, ülkemizi yönetenlerde, bireylerde, kontrolün onlarda olduğu algısını oluşturarak sağlanabilir.

Toplumu korku ile yönetmenin bir işe yaramadığını, Covid-19 sürecinde hep beraber gördük. Çocuklarımızı emir vererek “istediğimiz kişi”ye dönüştüremediğimizi de uzun sürede anlıyoruz. Ülkemizi yönetenlerin de toplumda istediği etkiyi korkutarak ya da yönergeler ile başaramadığını defalarca yaşadık. Vatandaşın vergilerini hangi alanlarda vereceği, ödemeleri ve tüketimlerini nasıl yapabileceği konusunda söz hakkı vermek ya da en azından bir öneride bulunma olanağı tanımak, vergisini zamanında ödeyenlerin sayısını artırır.

Gereksinimimiz olan, yaşamımızın yönetiminin bizde olduğu algısı. Buna da “eylemlilik” deniliyor.

“Eylemlilik” nedir? Kişinin, yaşamının yönüne ilişkin sorumluluk düşünce ve duygusu, kişinin yaşamıyla ilgili kararları yönetebilme ve bunların sorumluluğunu alma konusundaki inancı ve yaşamdaki engellerle baş etmede ve de yeğlediği yaşam yönünde ilerlemeye ilişkin güveni olarak tanımlanmaktadır.

Yalnız kalmak, bir şeyler üretebilmek, bana bu kontrol düşünce ve deneyimini veriyor ve de çok mutlu oluyorum. “New Amsterdam” dizisi de kişilerin özgürlüğünü deneyimleyebildiği oranda ne mucizeler yaratabileceğini görmemi sağladı.

Sevgilerimle,

Taner Özdeş

0 0 votes
Puanınız
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x