Nasıl İyi Baba Olunur?

0 0 votes
Puanınız

Bu hafta oğlum Cem Kanada’dan geldi. Cem 27 yaşında, kardeşi Emre 26. Zaman nasıl da geçmiş diye düşündüm. Ben de 55 yaşıma gelmişim.

22 yaşında evlendim; 27 ve 28 yaşında baba olmuştum. İyi bir baba nasıl olunur?

Bunu öğreten bir kurum yok. Olsa olsa bu konuda kitaplar okuyabilirsiniz. Ben hayatı deneyimleyerek, hissederek ve gözlemleyerek yaşamasını severim. Hayatın içinde başarı ve başarısızlık, mutluluk ve mutsuzluk, sevinç ve üzüntü, endişe ve güven vardır. Hazır formülleri hiçbir zaman sevmedim. Tanrı’nın bana yol göstereceğine – iyi, azimli ve inançlı bir insan olduğum sürece- her zaman inanmışımdır.

Çocuk büyütme konusunda iki felsefem vardır; birincisi, örnek insan olmak, ikincisi ise, sahip olduklarım ile , hatta şartlarımı zorlayarak, çocuklarıma en iyi eğitimi , terbiyeyi, ahlak, görgüyü ve vizyonu vermektir. Bir baba olarak, onlara önce iyi ve ahlaklı -vicdanlı ve duyarlı- bir insan olmayı öğretmek , sonra da ayaklarının üzerinde tek başlarına durabilecek öz-güvene, öz- saygıya ve öz- yeterliliğe sahip olmalarını sağlamaya gayret etmişimdir.

Benim en büyük şansım, harika bir anne ve babaya sahip olmamdı. Birçok değeri , sevgiyi ve dünya vatandaşı olmayı onlardan öğrendim ve öğrendiklerimi çocuklarıma kendi tarzımda vermeye gayret ettim. Annemin kişiliğim üzerinde olumlu etkisini her zaman takdir etmişimdir.

Hayat acımasızdır, adil değildir ve zorludur. Bunları bildiğim için, çocuklarımın öncelikle zorluklarla mücadele edecek iç güce sahip olmalarını istemişimdir. Çevremde bir çok şımarık çocuğa tanık olmuşumdur. Şımarık çocuklar, ileride bu hayatla nasıl mücadele edeceklerdir? Tabii ki , çevremizde ailelerin varlığı sebebiyle çok şanslı çocuklar vardır; şans derken maddi anlamda söyledim. Bu çocukları ruhsal olarak zengin ve sağlıklı mıdır?

Tatminsiz, saldırgan, huzursuz ve sürekli sorun yaratan çocuklar – doğuştan değilse- kimin eseridir?

Cem ve Emre’nin arasında 15 ay vardır. Büyütürken her ikisinin de birbirlerini kıskanmamaları için eşimle birlikte çok dikkatli davrandık. Kardeşler arasında huy ve davranış farklılıkları, herhangi iki insandan fazla bile olabilir. Benim iki oğlumda farklıydı. Ama, ikisi de insancıl, duyarlı, sevecen, iyilik dolu ve verici bir erişkin oldular. Bu konuda eşimle ben özel bir şey yapmadık, sadece iyi birer örnek insan olduk.

Eşim Neylan’ın çocuklarımıza duyarlı , düşünceli ve ahlaklı olmasını çok güzel örneklediğini düşünüyorum. Ben de bir baba olarak, bir insanın öncelikle kendisi olması gerektiğini ( bir duruşu ) göstermeye çalıştım.

Sosyal bir kişilik açısından sanat, müzik, spor konularında ne istediklerini anlamaları için bir çok faaliyeti denemelerini sağladık. Sağladık derken, seçim yapmaları konusunda tavsiyede bulunmadık. Eğitimlerini yabancı okullarda almalarını sağlayarak, dünya vatandaşı olmaları için bir vizyon çizdik. Cem, büyürken bir çok yabancı ülkede farklı faaliyetlerde ( değişim programında) bulunma şansını elde etmiş ve bunun sonucunda bugünkü Kanada yaşama kararını vermesinde etkili olmuştur.

Dr. Özgür Bolat’ın 30/12 tarihli Hürriyet köşe yazısını okudum. Bu yazısında , çocuklarınıza neden tavsiye vermemelisiniz ve övgü çocuklara neden zarar verir konularına değinmiş. Özgür Bolat’ın yazısından kısa bir özet : “Tavsiye bir yargıdır demiş, ve yapılması gerekenin anlamak olduğunu söylemiş. Tavsiye, ilişki değil, otorite ve hiyeraşi kurar. “ Ben doğrusunu biliyorum, sen bilmiyorsun” mesajı verir. Burada yapılması gereken tavsiye vermek değil, çocuklarla ilişki kurmaktır. Bu da dinleyerek, onu anlayarak ve onunla zaman geçirerek sağlanır. Tabii ki çocuk ailenin tavsiyesini talep ederse o zaman tavsiye vermekte sakınca yoktur.”

Övgü konusunda ise Bolat şöyle yazmış :” Yetişkinler zannediyor ki övgü çocuğun özgüvenini artırır. Ama aslında övgü çocuklar üzerinde tam tersi bir etki yaratıyor. Övgü çocuğa şöyle bir mesaj veriyor: “ Senin cesaretlendirmeye ihtiyacın var. Çocuk biliyor ki: “ yüksek değil, düşük becerili insanların cesaretlendirmeye ihtiyacı vardır. Ailem beni övüyor çünkü ben çok becerikli değilim” düşüncesi oluşuyor. Bu da özgüveni olumsuz etkiliyor. Doğru davranışı da Dr. Bolat şöyle aktarmış : “ Övgü özgüveni artırmıyorsa ne arttırır? Özgüveni arttıran bir mekanizma, “ özyeterlilik “ inancıdır. Yapılması gereken geribidirim vermektir. Çocuk geribildirim aldıkça gelişir. Geliştikce de özyeterlilik inancı artar. Bu da özgüveni arttırır.”

Dr. Özgür Bolat’ın yazısına tamamen katılıyorum. Neylan ve ben , bu iki konuya çok dikkat ettik. Bu da, Cem ve Emre’nin gelişimimine olumlu katkıda bulundu. Bugün oğlum Emre’nin bankacılık okumasına rağmen, Fitness ve Pilates hocası olması, Cem ise kariyerini Kanada’’da başlamasına, anne ve baba olarak, hiç müdahale etmedik, hatta destekledik.

Cem’in en büyük isteği ( Cem ‘in insani tarafının sıra dışı olduğunu düşünüyorum) , kariyerini dünyadaki açlık, yoksulluk ve ihtiyacı olan insanlara yardım eden bir kuruluşda yapmak. Umarım, istedikleri gerçek olur.

Bugün, bir baba olarak, önceliğim, çocuklarımın başarılarından çok mutlu olmalarını istediğimi biliyorum ve aldıkları ve alacakları tüm kararları kalben destekliyorum.

Cem ve Emre, iyi ki varsınız. Sizleri çok seven bir aileniz var. Bu da bence bir insanın sahip olabileceği en büyük sermayedir. Ben de aynı sermaye sahip olduğum için hep mutlu bir insan oldum . Ailede alınan sevginin yerini hiç bir şey dolduramaz. Ailede verilen terbiyeyi de hiç bir eğitim kurumu veremez.

Sevgilerimle,
Taner Özdeş

0 0 votes
Puanınız
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
0
Would love your thoughts, please comment.x