Üstün performansa ilişkin en derin soruyu anlamak…
“Tutku” denildiğinde, aklımıza bir tanımın gelmesinden daha çok, içimizde bazı kıpırdamalar olduğunu duyumsarız. Bu duyumsadıklarımızın ortak noktası da tutkunun çok güçlü bir düşünce, duygu, davranış, değer ve deneyimi çağrıştırıyor olmasıdır. Bu düşünce ve duygu, o kadar güçlüdür ki, bir uçağın otomatik pilotu gibi çoğu zaman biz fazla uğraşmadan bizi gideceğimiz yere götürebilir. Dolayısıyla, tutkuda, düşünce ve duyguların ön planda olduğunu söylemek olanaklıdır.
Tutkunun sözlükteki anlamı; direnç(ihtiyâr) ve “yargıları” aşan güçlü coşku ve istektir. Başka bir tanımı ise bir etkinlik, nesne ya da kavram için kendini adama, bağlılık ve yoğun istektir.
Benim için en önemli tutku, yeni şeyler öğrenmek, deneyimlemek ve sonrasında çevremdeki kişi ve takipçilerimle paylaşmak. Tutkum, hem ileri gitmemi, hem de çevreme yararlı olmamı sağlıyor. Kendimle gurur duymamı ve kendimi değerli görmemi sağlıyor.
Tutkular, zihinsel de olabilir, fiziksel de. Kendi görüşüme göre, gövde ve zihin bir bütündür. Biri olmadan, ötekinin başarılı olma olasılığı düşüktür.
Boğazda, yüksek akıntıya karşın, 7 km.lik hedefime yüzerken, tüm gücümün tükendiğini duyumsadığım anda, zihnimi devreye sokarak, kendimi telkin ederek gücümü toparlayarak ve zorlayarak yüzmeye devam ederim. Kitap yazarken ya da zorlu bir eğitime hazırlık yaparken, zihnimde başarımın sonuçlarını görselleştiririm. “Satışın 10 Altın Kuralı” kitabımı da soluksuz, dört ayda hiç durmadan yazarken, bu yöntemle; başarımı her gün hayal ederek tükenmeme izin vermeyerek gerçekleştirdim.
Tutku, “dil”e geldi
İlkokul öğrencisiydi. Üçüncü sınıfın sonunda dayısı ona iki ciltlik kapsamlı bir Türkçe sözlük armağan etti. Bu çocuk, büyüdü, farklı alanlarda okudu ve çalıştı. Dilin öneminin(önceliğinin) farkına vardı. Kavram ve bağlamın, iletişim dışında tüm becerilerde önemini kavradı. Bu bilinçle, sözlük okuma, sözcük, kavram ve bağlamlar, farkında olmadan bir tutku ve çalışmaya dönüştü.
FaRkLaR Sözlüğü/Kılavuzu [ FaRkLaR.net ], 25 yıllık bir çabanın, yoğun bir emeğin sonucu. Tutku da bir kıvılcımla başlar. Bir yakının oyuncak yerine armağan ettiği sözlük, bugün hepimiz için çok yararlı olan dev bir sözlüğe dönüştü. Okumuş olduğunuz yazılarımı, FaRkLaR.net’in kurucusu sevgili B’nin değerli katkıları ile Türkçe’mizi daha verimli ve etkili kullanarak yazıyorum.
“İçimizdeki ateş sönmediğinden bugünlere gelebildik.”
Yeni Türkü grubunun son solisti Derya Köroğlu, düşünce ve duygularını bu biçimde tanımlıyor.
“Yarının daha iyi olması, daha iyi bir dünya oluşturma umuduyla yola çıktık, yılda 150 konser veren bir topluluğa dönüştük.1997’den sonrasında eski ekipten bir tek ben kaldım. 2000’lerde, konservatuvarlı profesyonel bir grup haline geldik. Son yirmi yılı ayıran temel şey de budur!” diye sözlerine devam ediyor. Bu satırları okurken bile Köroğlu’nun derin tutkusunu, düşünce ve duygularını duyumsuyorum.
Her Cumartesi ve Pazar günü, medya üzerinden paylaşımları takip eder, beğendiklerimi keser/saklar, sonra da bu ve benzeri yazılarımda/söyleşilerimde kullanırım.
Amacım, dünyayı değiştirebilecek ilhamı ve enerjimi çevreme yaymak.
Tutku, bulaşıcıdır ve ilham vericidir.
Saklamış olduğum öykülerimden birini de bugün sizinle paylaşmak istiyorum:
“İtalya’nın Torino kentinde düzenlenen 2006 kış olimpiyatlarında artistik buz pateninde altın madalya kazandığı ana kadar, Shizuka Arakawa’nın hangi aşamalardan geçtiğine bakalım. Shizuka, altın madalya kazandığında yirmi dört yaşındaydı ve beş yaşından beri buz pateni çalışıyordu. Altın madalya kazanmak, bizim düpedüz olanaksız bulacağımız hareketlerin kusursuz yapılmasını gerektirir; Arakawa’nın özel hareketi, Ina Bauer’in “geriye eğilme hareketi” adı verilen hareketi yapıp – ayak uçları karşıt iki yöne bakacak biçimde iyice geriye eğilme – ardından vals sıçramasına geçmekti.
Bu tür hareketleri kusursuz yapmak, sayısız alıştırmayı ve bu alıştırmaların çoğunda yere düşmeyi barındırır. Bu aşamaya ulaşmak, Arakawa’nın on dokuz yılını almıştır. Buz patencilerini konu alan bir araştırmada, seçkin patencilerin altında yer alan sporcuların, yapabildiği sıçramaları çalışmaya çok uzun zaman ayırdığını; en üst düzeydeki patencilerin ise yapamadığı sıçramalara – sonuç itibariyle Olimpiyat madalyası kazandıran ve kusursuz yapıncaya dek defalarca düşmemeyi gerektiren sıçramalara – daha çok zaman ayırdığını ortaya koymuştur.”
Buz pateninde düşme, yalnızca ince bir giysinin korumasıyla, kaba etlerinizin üstüne, sert ve soğuk buza düşmeniz anlamına gelir. Elimize bir hesap makinesi alıp en iyimser tahminle bile hesaplayacak olsak, Arakawa’nın altın madalyaya giden yolda en az yirmi bin kez amansız bir yüzeye popo üstü düştüğünü görürüz. Ama bu düşüşler, karşılığını vermiştir. Sonuçlar, Olimpiyat zaferini, ulusal hayranlığı ve Japonya’nın dört bir yanında birden moda haline gelip dillere pelesenk olan ‘’Ina Bauer’’ sözünü içeriyordu.
Arakawa’nın öyküsü kendi içinde etkileyici olduğu gibi, bir benzetme olarak da değerli. Üstün performansın kaynağını yirmi bin kez popo üstü yere oturma oluşturuyor. Bu gerçek, şu soruyu gündeme getiriyor:
“Niçin herhangi biri yıllarca uzaklıktaki bir ödül için tüm bunlara katlansın?”
Sıra dışı performans araştırmasında en derin sorudur bu.
Bir bakıma yanıtlanamayacak derecede derin bir sorudur. Bireylerin yaşamını nasıl sürdürmeye karar verdiğiyle ve onları ne tür bir tutkunun güdülediğiyle ilgili bir sorudur. Yanıt, bir kişinin, kendinden başka kimsenin ulaşamayacağı derinliklerine uzanabilir.
Tutkuda; tüm benliğini adama, sürekli yüksek performans, tüm potansiyelin ortaya konulması, maddi ödüllerin önemini yitirmesi ve en önemlisi yüksek seviyede “tatmin” düşünce ve duygusu vardır. Memnuniyetten, tutkuya doğru ilerledikçe, maddi ödüllerin öneminin ve bireyselliğin azaldığını görüyoruz. Yapılan araştırmalarda tutkunun; yaş, şirket büyüklüğü, eğitim seviyesi, şirket içindeki konum gibi etmenlerle doğrudan bağlantılı olmadığını göstermektedir.
O zaman, tutkuyu besleyen nedir?
Tutkulu kişiler, zorluklardan beslenir. Zorlayıcı hedefler, içindeki tutkuyu ateşleyecektir. Bu nedenle, gerek bireysel, gerekse ortak hedefler, ulaşılması olanaksız değil ama zorlayıcı olmalıdır.
Tutkunun açığa çıkması, bazı temel gereksinimlerin karşılanmasıyla ilgilidir. ABD’de Integra Leadership Institute tarafından yapılan bir çalışmada bu gereksinimler beş ana başlık altında toplanmış:
• Saygı Görme ve Duyulma
• Öğrenme ve Gelişme
• Anlamlı ve değerli bir iş yapma
• Kabul Edilme / Aidiyet
• Kazanan Takımda Olma / Takım Olarak Kazanma
Bir Japon atasözünün dediği gibi;
“Hiçbirimiz, hepimiz kadar akıllı değiliz”
Bir kişinin tutkusunu daha çok davranışından gözlemler ya da duyumsarız.
Sunay Akın’ın, “ ’Atatürk düşmanı’ demeyin! ” konuşmasındaki Atatürk’e duyduğu derin saygı ve sevgisini (tutkusunu) duyumsayarak, saf, temiz ve çoşkulu bir biçimde muhteşem bir sahne performansıyla paylaşması da tutkuyu örneklemek anlamında müthiş bir örnek.
Yazımı tamamladıktan sonra, bu videoyu da izlemenizi öneririm.
Kendime ait bir sözle de yazımı bitirmek isterim;
“Tutku, kişiyi sadece cesaretlendirmez, korkusuz da yapmaz, o kişiyi ölümsüzleştirir!”
Şimdi, sıra sizde!
“Hepsi çok iyi. Zihninize sağlık! Çok iyi yazmışsınız😊 ama tutkumu nasıl bulabilirim?”
Seminerlerimde sorduğum şu iki soruyu size de soruyorum:
• Paraya gereksiniminiz olmasaydı, 7×24 hiçbir beklentiniz olmadan ne iş yapmak isterdiniz?
• Sonunda başarısız olmayacağınızdan yüzde yüz emin olsaydınız,
bugün hangi işi denemek/yapmak isterdiniz?
Sevgilerimle,
Taner Özdeş