👁️ 230 Okunma
aç gündür elim sosyal medyaya gitmiyor.
Ne yazabilirim?
Neden yazmalıyım?
Amacım ne olabilir?
Kartalkaya faciası, beni de birçok kişi gibi derinden etkiledi. Ölenler arasında tanıdıklarımız vardı. Kartal Otel’e bugüne kadar en az 30 kez gitmiş biriyim; üstelik iki oğlum da kayağa o otelde başlamıştı. Kayak sporuyla ilgilenen herkes bilir ki bu spor, keyifli olduğu kadar risklidir de. Kaybolabilirsiniz, bacağınızı kırabilirsiniz (ki bunu bizzat yaşadım), bir başkası size çarpabilir, çığ düşebilir ya da siste yolunuzu kaybedebilirsiniz. Hatta, Michael Schumacher örneğinde olduğu gibi, bir kayak kazası sonucunda bitkisel hayata bile girebilirsiniz.
Ancak bu tür riskler, genellikle doğanın ya da bireysel hataların bir sonucu olarak karşımıza çıkar. Oysa bu faciada, insan eliyle alınması gereken önlemlerin eksikliği söz konusu. İşte bu, durumu daha da acı kılıyor.
Kartalkaya, ülkemizin en nezih kayak merkezlerinden biri. Sömestir tatilinde, dört kişilik bir ailenin bir haftalık masrafı 500-600 bin TL’yi bulabiliyor. Bu tür bir tatili aylar öncesinden planlar, büyük bir heyecanla bekleriz. Ailenizle geçireceğiniz bu kısa süre, mutlulukla dolu anılar biriktirmek için bir fırsattır.
Ancak gecenin bir yarısında, saat 03.30’da, hiçbir uyarı sistemi devreye girmeden, uyurken başınıza bir şey geleceğini kim düşünebilir? İnsan, böyle bir durumda otelin gereken tüm önlemleri aldığını varsayar. Yangın söndürme sistemleri, yangın merdivenleri, acil durum planları… Bunların hepsi orada olmalı ve gerektiğinde kusursuz bir şekilde çalışmalıdır. Ama ne yazık ki bu facia, bu varsayımların ne kadar yanıltıcı olabileceğini bize bir kez daha gösterdi.
Bu olay, kolay kolay hafızalardan silinmeyecek bir dramdır.
“Şansa yaşıyoruz!” Bu, kültürümüzde sıkça duyduğumuz bir söylem. Ancak bu söylem, aslında ne kadar büyük bir sorunun altını çiziyor. Şansa yaşamak, insan hayatına verilen değerin eksikliğini gözler önüne seriyor.
Taziye mesajları, kaybettiklerimizi geri getirebilir mi? Bu konuda gerçekten bir şey yapılacak mı? Yoksa her zamanki gibi, birkaç ay sonra bu facia da unutulup gidecek mi? Pistler açık, insanlar korkusuzca kayak yapmaya devam edecek. Medyada gündemden düştüğünde, bu acı olay da belleklerden silinecek.
İçimden bir şey yazmak gelmiyordu. Ama bu kez, hissettiklerimi ve düşündüklerimi paylaşmak istedim.
Başımız sağ olsun. Tüm ailelerini kaybedenlere sabır diliyorum.
Bir gün, bu yazdıklarımın tam tersini yazmayı çok isterim. İnsan hayatına verilen değer arttığında, alınacak önlemler sadece kâğıt üzerinde ya da duvarlarda yazılı kalmadığında, işte o zaman gerçek bir değişimden söz edebiliriz.
Yazımı şu anlamlı sözlerle sonlandırmak isterim:
“Bir çürümenin ortasında utancımıza tutunmuş iyi şeyler düşünerek yaşamaya çalışıyoruz…”
Bu noktada, Kişisel Gelişim Danışmanı ve Eğitmeni Reyhan İldaş’ın yazısına kulak vermek istiyorum. Reyhan Hanım, geçtiğimiz günlerde yaşanan bu trajediye dair şu anlamlı sözleriyle hepimize bir pencere açıyor:
“Geçtiğimiz günlerde Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın, hepimize hayatın ne kadar kıymetli ve geçici olduğunu hatırlattı. Böyle trajediler, hepimizi varoluşsal ve ruhsal sorular sormaya iter: ‘Bu olayın ardındaki anlam nedir? Bu tür felaketlerden ne öğrenmeliyiz?’
Bazılarımız inançlarına daha sıkı sarılırken, kimilerimiz içsel bir yolculuğa çıkar ve anlam arayışına gireriz. Bu süreç, bizlerin ve toplumun ruhsal büyümesi için bir fırsattır. Bu yangın, yalnızca bir fiziksel felaket değil, aynı zamanda kolektif bilincimizin yükselmesi için bir çağrıdır.
Bu yangında 79 değerli insanımızı ve çocukları kaybettik.
Bu acı, hepimizi derinden sarstı ve ruhsal olarak sorgulamaya yönlendirdi:
Hayatın anlamı nedir? Bu felaketten ne öğrenmeliyiz?
Her trajedi, bir bilinç yükselişi için fırsattır. Kolektif acılar, bizlere dayanışmanın, sevginin ve empati göstermenin önemini hatırlatır. Belki sorumlu olan sorumsuzların daha da kendilerine dönerek fark etmelerini…
Bu süreçte hem kendimize hem çevremize şifa olmayı seçebiliriz.”
Reyhan İldaş’ın bu sözleri, hepimize bir çağrı niteliğinde. Belki de bu trajediden çıkaracağımız en büyük ders, sadece bireysel değil, toplumsal bir farkındalık yaratmak ve insan hayatına hak ettiği değeri vermek olmalı.
Sevgilerimle,
Taner Özdeş