“Hayallerimize Kavuşmak, O Kadar Da Uzak Değil!”

0 0 votes
Puanınız

👁️ 241 Okunma

 “Tek bir başarı vardır; yaşamını kendi yolunca yaşayabilmek.” – Christopher Morley

Klavye başına geçmeden, Facebook’ta tanıdıklarımın öyküsüne şöyle bir göz gezdirdim. Çoğu kişi, bir biçimde yaşam süresini geçiriyor. Bazıları, bunu yaparken boş zamanında dinlenmek, TV, paralı kanallar izlemek, internette ve sosyal medyada saatler geçirmek yerine, iş ve uyku dışındaki zamanını daha anlamlı bir proje/hedef ve hayallerinin peşinden gitmek için değerlendiriyor.

Bunu söylerken, çoğunluğun böyle bir gereksinimi ya da isteği de olmayabilir. İçimizden bir konuda istek gelmese de bazı şeyler üretebilir miyiz?

Bence, “Evet!”.

Bazılarımız daha olanaklı olabilir/görünebilir.

Ailesinden, arkadaşından ya da çevresinden biri, ilham ya da güç alarak, düşlerine ulaşabilir. Bunun dışında, okuduğu bir kitaptan, izlediği bir filmden ya da medyada okuduğu bir haberden farkındalık kazanabilir ya da ilham alabilir.

“Doğuştan yetenekli” kişilerin, bir adım daha artısı olabilir. O kişiler, yeteneklerini çocuk yaşta (kendi ya da ailesiyle birlikte) keşfeder, yeteneklerini çok çalışarak tutkuya dönüştürür. Sonrasında dünyanın kapıları onlara açılır. Ter, gözyaşı, geri çekilmeler ya da her şeyin bittiği bir an,olasılıklar birden değişebilir.

Uzun çalışmaların ödülünü bir gün alırız. Sabredersek… Kendimize inanırsak…

14 yaşındaki keman sanatçımız Bade Daştan, beş yaşındayken Bilkent Müzik Okulu’nda kemana başlıyor. Dokuz yaşındayken verdiği 50 dakikalık resital ile İş Sanat’ın en genç parlayan yıldızı oluyor.

Bulgaristan’da gerçekleşen International Competition Young Virtuosos ve Belçika’daki International Grumiaux Competition for Young Violinists yarışmalarında aldığı birincilikler, uluslararası yarışmalarda aldığı derecelerden sadece birkaçı.

11 yaşında ÇEV Sanat Genç Yetenekler Projesi kapsamında burs alıyor ve eğitimine Brüksel Musica Mundi Okulu’na devam ediyor. Dünyanın en ünlü keman virtüözlerinden Maxim Vengerov ve ünlü piyanistimiz Fazıl Say, sosyal medyada kendinden övgüyle söz ediyor.

Bade Daştan ve annesi Duygu Daştan, kızının başarısı için ülkesini terk ederek Brüksel’de yeni bir yaşama adım atma cesaretini göstermiş.Duygu Daştan, eşini, Bade henüz bir buçuk yaşındayken kaybetmiş. Genç ve yalnız bir anne olarak kimsenin kendine ve çocuğuna acımasını istememiş. Enerji Bakanlığı’nda mühendis olarak çalıştığı işine sarılmış, küçük yaştan itibaren kendini duygularıyla ifade eden kızını da kemana başlatmış, düşlerinin ardından gitmiş.

Bade Daştan(BD) ve annesi Duygu Daştan(DD) ile Ayşe Acar’ın Oksijen gazetesinde yapmış olduğu söyleşinin, hepimize düşlerimizin ardından gitme konusunda ışık tutacağını umuyorum…

Müziğe nasıl başladın?
BD: Dört yaşında anaokulunda piyano çalıyordum. Bir yıl piyano dersi aldım. Beş yaşında Bilkent Müzik Okulu’nun sınavına girdim. Yaylı Sazlar Kurulu beni görmek istemiş. Orada sınavı kazandığımı söylediler ve keman çalmamı önerdiler. 

DD: Bade’ye ufak bir org almıştım.Dört-beş yaşında bir çocuğa göre fazla ilgili olduğunu düşünerek, müzik kulağı olup olmadığını anlamak için Bilkent’in sınavına soktum. Bunun üzerine bir yaşam kurabileceğini hiç düşünmemiştim.

5 yaşında bir çocuğu müzik okuluna yazdırmak gerçekten büyük cesaret.

DD: Bana da riskli geliyordu. Kız kardeşim denememi ve düşlememi söyledi. Ben de Bade’yi sahnede, kendini kemanla yansıtırken düşledim ve bu olanağı ona tanımak istedim. Ailede herhangi bir müzisyen yok. Gözümün önünde sadece bir düş vardı.

Hangi noktada “Bu iş oldu” dediniz?

BD: Okulda Sibelius keman konçertosunun bir bölümünü dinlerken ağlamaya başlamıştım. O zaman anladım. 

DD: Çok hızlı geliştiğini görüyordum. Keman, hız, koordinasyon, teknik gerektirir ama en çok da duygu. Bade çok konuşan değil çok duyarlı bir çocuktu. Küçük yaşta, odadaki en mutsuz kişinin kim olduğunu anlayabilirdi. Hocalarından özellikle Türkiye’deki hocası Muhammedjan Turdiev’den, Bade’nin müzik dilini bilerek dünyaya geldiğine, müzikten pek anlamayan birine bile müziğini dinletebileceği üzerine yorumlar duyuyordum. O zaman, düşümün ötesine geçecek bir adım attığımızı anladım.

Yaşıtların oyun oynarken sen keman mı çalışıyordun Bade?

BD: Evet. Özellikle yazlığımıza gittiğimizde dışarıda oyun oynayan arkadaşlarımın sesini duyduğumda onlara çok özenirdim. Sekiz yaşına kadar yani ilk üç yıl, annemin zoruyla çalıştım, sonrasında kendi isteğimle.

DD: Onu her gün neden keman çalışması gerektiğine ikna etmem gerekiyordu.Başlarda çok zorlanıyordu ve kişinin yapamadığı şeyi sevmesine olanak yok. Hele çocukların hiç yok. Öğrenme aşaması bittiğinde hâlâ istemiyorsa ısrar etmeyecek, Bade’yi normal okula verecektim. Sekiz yaşından sonra o eşik açıldı. İtici güç, benden Bade’ye geçti.

Belçika’ya nasıl gittiniz?

DD: Şu anki hocalarından biri, Bade’nin 9 yaşında kazandığı yarışmalardan birinde jüri üyesiydi. Sürekli ilişkide kaldık. 2018 yılında, Brüksel Musica Mundi Okulu’nun açıldığından söz etti ve Bade’yi davet etti. Bade, 11 yaşındaydı ve kendi başına Brüksel’de okumak için küçüktü. Ankara’da kurulu bir düzenim vardı. Olacak gibi değildi. 

Sonra ne oldu?

DD: Brüksel’e gelmemizden iki yıl önce bir yaz okulunda Cihat Aşkın ile tanışmıştık.ÇEV Sanat’ın genç yeteneklere destek verdiğini söyleyerek, bizi yönlendirdi. Bunun üzerine, Bade, açılan sınava girdi ve başarılı da olunca da “ÇEV Sanat Genç Yetenekler Projesi”ne katıldı. O gün bugündür de ÇEV Sanat ve ÇEV Sanat’ın Başkanı Berrin Yoleri, Bade’nin öteki ebeveyni oldu. Bade’nin kariyeri ile ilgili adımları birlikte atmaya başladık. Brüksel’deki okuldan teklif geldiğini söyleyince, ÇEV Sanat, hemen burs verdi. Bunun üzerine Brüksel’de maddi-manevi tutunacak bir dalım olmasa da yine o ilk günkü düşün ardından gitmeye karar verdim. Koşullar uygunoldu ve kısa sürede iş buldum. Bade de burada bir dünya vatandaşı ve sanatçısı olmak üzere yetişiyor.

Müzik okulunda okumak nasıl bir şey?

BD: Normal okulla aradaki farkı bilmiyorum ama müzik okulunda bir aile ortamı var. Bir de biz okuma yazma ile notaları aynı anda öğrendik. Uzun süre her sesi nota olarak duydum, kapı gıcırtısına “sibemol” diyordum.

Bir günün nasıl geçiyor?

BD: Okulda ders, ödev, yemek, etüt, uygulama derken sabah yediden akşam yediye kadar çalışıyoruz. Kayıt dinleme de çalışmanın önemli bölümü. Sıklıkla oda orkestraları, keman ve piyano konçertoları dinliyorum. Akşam yemeğinden sonra serbestiz. Bazen spor yapıyoruz, bazen koridorda sohbet ediyoruz. Hafta sonları ise çokça çalışıyorum. 

İlk konserini anımsıyor musun?

BD: 6 yaşında, Ankara Bilkent Konser salonunda okuma bayramımızda, Rieding konçertonun birinci bölümünü çalmıştım. Komik olan, sıram unutulmuştu. Çok utangacım ama “Beni unuttunuz.” diyebilmiştim. 

Bazen dünyanda kemandan başka bir şey yokmuş gibi düşündüğün oluyor mu? 

BD: Mutsuz ya da sinirli hissettiğimde, kemana daha çok konsantre oluyorum. Çaldıkça rahatlıyorum. Yeni bir dünyanın kapısı açılıyor. O zaman, keman ve benden başka her şey, herkes yok oluyor. Trans durumu gibi…

Yaşam,Brüksel’denasıl gidiyor?

BD: İlk geldiğimde hiç sevemedim. Hava kapalıydı ve kentin enerjisi çok düşük geldi. Okulda kendimi İngilizce tanımlayabiliyordum ama yeterli değildi. Yatılı okula alışmakta zorlandım. Biraz utangaç olduğumdan, bir süre arkadaş edinmekte zorlandım. Birinci yılın sonuna doğru alıştım.

DD: Benim açımdan gel-gitlerle geçti. Burada ailemizden, sevdiklerimizden uzağız. Ödediğiniz bedel arttıkça, kararlılığınızı korumak zorlaşıyor. O noktada dışarıdan bir destek geliyor. Geçtiğimiz ay, Fazıl Say’ın Instagram hesabında Bade’yi paylaşması mesela. Her anne, çocuğunu özel bulur. Ama bu işin ustalarının özel bulması, takdir etmesi, doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Zorluklar bir anda aşılabilir geliyor, kararlılığımı yeniden koruyabiliyorum. Bade de karşılığını veriyor ve her şeye değiyor.

Düşün ne Bade?

BD: İyi müzik yapmak, iyi sanatçı olmak ve bu kararımdan mutlu olmak istiyorum. Fazıl Say’la ve Maxim Vengerov ile sahneye çıkmayı çok isterim.

Bu ve benzeri örneklere bakarsanız her yerde bulabilirsiniz. Yetenekli olmamız tek başına yetmiyor. Bu yolculukta,bizi destekleyen ve inanan kişilere de gereksinim duyuyoruz. Fazıl Say gibi dünyaca ünlü bir sanatçı da ummadığınız bir anda desteğiyle sizi farklı yerlere taşıyabiliyor.

Olimpiyatlar tarihinde okçuluktaki ilk altın madalyasını kazanan Mete Gazoz’un başarısı da ülkemizde çok fazla ilgi çekmeyen “okçuluk” sporu konusunda farkındalık yarattı. Anne ve babası da okçu olan Mete Gazoz, üç yaşında okçuluğa başlamıştı. Kararlı ve çok yönlü çalışarak, 2013 Dünya Gençler Şampiyonası’nda erkekler takımında gümüş madalya kazandı. 2016’da Avrupa Büyükler Şampiyonası’nda henüz 17 yaşındayken ikinci oldu. Haziran 2021’de dünya sıralamasında ikinci sıraya çıkarken, Tokyo’da Olimpiyat Şampiyonu oldu.

“Hiçbir Tesadüf, Başarı Değildir”– Hayrettin Şahin

“Göreli olan her şey, yanılsamadır.”

“Gerçek başarı, kişinin kendi özünü bilmesi ve yeteneklerinin farkına varmasıdır. Yoksa, para, ün, konum, lüks evler, son model arabalara sahip olmak, gerçek anlamda başarı değildir. Başarı, işini severek yapmak, ondan müthiş bir haz ve lezzet alabilmektir. Başarı, dünyada o işi en iyi yapan kişilerden biri olabilmektir.”

Sevgilerimle,

Taner Özdeş

0 0 votes
Puanınız
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x