Emeklilik Hakkında Deneyimlerim ve Düşüncelerim

0 0 votes
Puanınız

Emeklilik Hakkında Deneyimlerim ve Düşüncelerim

Uzun zamandır bu yazıyı yazmayı düşünüyordum. Ancak önce biraz zaman geçmesini bekledim. Çünkü bazı konuları anlamak, sindirmek ve doğru kelimelerle anlatmak için zaman gerekiyor.

Bizim ülkemizde “emeklilik” biraz tuhaf bir kelime. Hatta çoğu zaman ayıp ya da eksiklik gibi algılanıyor. Sanki emeklilik; yan gelip yatmak, hiçbir şey yapmamak, hayattan geri çekilmek demekmiş gibi…

Oysa nasıl bir kültürden geliyoruz?

“Taner, nasılsın?”
“Çok yoğunum!”

“Taner, nasıl gidiyor?”
“Başımı kaşıyacak zamanım yok!”

İnsanlar çoğu zaman bunu duymak istiyor. Meşgul olmak, değerli olmanın bir kanıtı gibi görülüyor. Halbuki hayat yalnızca yoğun olmakla, sürekli koşturmakla ya da takvimimizi doldurmakla anlam kazanmıyor.

Benim adıma emeklilik süreci, Infonet’ten ayrılmamla başladı. Yaklaşık beş ay oldu. “Emeklilik” diyorum, çünkü ülkemizde bunun genel adı bu. Aslında ben profesyonel hayatı, yani kurumsal ve tam zamanlı çalışma düzenini 41 yıl sonra bıraktım. İş yaşamını ise bırakmadım.

2012 yılında kurduğum Taner Özdeş Akademi bünyesinde zaten eğitim, danışmanlık ve koçluk çalışmaları yapıyordum. Bu dönemde Akademi’deki iş ortaklarımın sayısını artırdım. LinkedIn’de satış, liderlik ve yapay zekâ konularında daha aktif olmaya karar verdim. Bunun dışında YourMedya’nın baş danışmanı oldum.

Yani eskisi kadar çalışmıyorum. Hatta zaman zaman daha yoğun olduğumu bile söyleyebilirim. Ama aradaki en önemli fark şu:

Özgürlük duygusu.

Kimseye bağlı olmamak.
Düzenli mesaili bir işte çalışmamak.
Her konuda birilerinden izin almak zorunda kalmamak.
Bir takvimin, unvanın ya da kurumun sınırları içinde yaşamamak.

Bu önemli bir fark mı?

Hem de çok. Tahmin edilenden çok daha fazla.

Bugün hâlâ birçok üst düzey yöneticiyle konuşuyorum. Çok başarılı, çok yetkin, çok deneyimli insanlar… Ancak pek çoğu hemen her konuda birilerinden onay almak, izin istemek ya da kurum içi dengeleri gözetmek zorunda. Bu duygu artık bana oldukça uzak.

Ayrıldıktan Sonra Dünya Durmuyor

26 yıl sonra bir kurumdan ayrılınca insan ister istemez bazı şeyleri düşünüyor. Sanki siz ayrılınca işler aksayacak, herkes sizi arayacak, sürekli fikrinize danışacak, “Sizden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı” diyecekler…

Ama öyle olmuyor.

Hayat devam ediyor. Şirketler yollarına devam ediyor. İnsanlar kendi gündemlerine dönüyor. Sizinle yıllarca çalışan, size hayranlıklarını ifade eden iş ortakları, bayiler ya da müşteriler sizi arayıp egonuzu okşayacaklarını sanıyorsunuz. Bende pek öyle olmadı.

Üzüldüm mü?
Hayır.

Şaşırdım mı?
Aslında hayır.

Çünkü çok emin olmamakla birlikte kendimi buna hazırlamıştım. İş hayatında herkesin kendi gündemi, kendi öncelikleri ve kendi akışı var. Bunu kabullenmek önemli.

Bir başka beklenti de şuydu: Rakiplerinizden, sizi uzaktan takip eden şirketlerden ya da sektördeki diğer oyunculardan iş veya danışmanlık teklifleri gelebilir. Açıkçası bu konuda bir beklentim vardı. Ancak gelse bile kabul etmeyecektim. Çünkü kararımı net biçimde vermiştim.

Bu kararı bir anda almadım. Maddi ve manevi açıdan bu sürece yaklaşık 10 yıl önce hazırlanmaya başlamıştım. Şirketimizin doğru zamanda satılması, elbette planımda olan ama garantisi olmayan bir adımdı. Bizi satın alan şirketle 3 yıl boyunca çalışma şartımız vardı. O süreyi de motivasyonumu kaybetmeden, ekibimin bana olan inancını koruyarak ve elimden gelenin en iyisini yaparak başarıyla tamamladım.

Emeklilik, Hayattan Çekilmek Değildir

Yaşam sadece işten ibaret değil.

Bence Türkiye ile birçok gelişmiş ülke arasındaki en temel farklardan biri de bu bakış açısı. Bir Alman, İngiliz ya da Amerikalı iş insanı için emeklilik çoğu zaman “yan gelip yatmak” anlamına gelmiyor. Daha çok; zamanını farklı amaçlara, projelere, sosyal sorumluluklara, hobilerine veya kişisel gelişimine ayırdığı yeni bir dönem olarak görülüyor.

Benim için de emeklilik tam olarak böyle bir anlam taşıyor.

Yıllarca yapmak isteyip de tam zamanlı işim nedeniyle ancak uykusuz kalarak, hafta sonları ya da tatillerde zaman ayırabildiğim işler vardı. Şimdi bu alanlara daha özgürce odaklanabiliyorum.

Bugün zamanımı; danışmanlık, eğitmenlik, koçluk, mentorluk, içerik üretimi ve değer verdiğim projeler için kullanıyorum. Genç jenerasyonla birlikte çalışmak, para kaygısı olmadan doğru bulduğum işlere zaman ayırmak bana büyük keyif veriyor.

“Kendimi yalnızca özgür değil, aynı zamanda değerli, verimli ve yaratıcı hissediyorum.”

Özgürlüğün Günlük Hayattaki Karşılığı

İş dışında, özgürlüğün değerini çok daha iyi anlıyorsunuz.

Emeklilik çoğu zaman sabah geç kalkma lüksü olarak algılanıyor. Evet, zaman zaman geç kalkabilmek, hafta sonu ya da tatillerde dilediğiniz kadar uyuyabilmek güzel bir lüks. Ama bana göre emeklilikte en değerli konu bu değil.

Asıl mesele şu:

Sabah kalkıyorsunuz.
Aceleniz yok.
Takım elbise giyme zorunluluğunuz yok.
Bir yere yetişme telaşınız yok.
E-postalara ve mesajlara bakmadan güne başlayabiliyorsunuz.

O gün bir randevunuz ya da planınız yoksa dışarı çıkıp yürüyüş yapabilirsiniz. Evimin çok yakınında Maçka Parkı var. Çalışırken hep merak ederdim: Hafta içi çalışmayan insanlar ne yapıyor?

Şimdi bunu deneyimleme şansım var.

Parkta yürürken anda kalıyorsunuz. Çevrenizdeki her şeyi daha dikkatli gözlemliyorsunuz. Köpeklerin birbiriyle oynaması, kitap okuyanlar, koşanlar, yürüyüş yapanlar… Bazen meditasyona hiç gerek kalmıyor. O sakinlik, hiçbir şeyi kaçırma duygusu olmadan, bol oksijen alarak kendi temponuzda yürümek gerçekten harika bir his.

Sonra zamanınız varsa bir kahve içiyorsunuz. Esnafla sohbet ediyorsunuz. Belki kahvaltı yapıyorsunuz. Sokaklarda acele etmeden, etrafı gözlemleyerek dolaşmak insana bambaşka bir haz veriyor.

Yeni Fırsatlar, Yeni Alanlar

İşi bıraktıktan sonra farklı fırsatlar da karşıma çıktı.

Son dakika gelişmesine rağmen Diyarbakır’a gidip TED konuşması yaptım. Uzun zamandır planladığım Vietnam, Kamboçya ve Laos seyahatine çıktım. Brand Week Satış Akademisi’ne liderlik etmem önerildi. Bunlar hep yapmak istediğim ama yoğun iş temposu içinde yeterince zaman ayıramadığım şeylerdi.

Bu yaz Bodrum’da daha uzun kalma fırsatım oldu. Gelen eğitim tekliflerini gönül rahatlığıyla kabul ettim. Ailemle daha çok zaman geçirdim. Daha önce ihmal ettiğim arkadaşlarımı aradım.

Kısacası, ilk dört-beş aylık deneyimim oldukça olumlu geçti.

Ama burada önemli bir not düşmek isterim.

Emeklilik Bir Peri Masalı Değil

Bu yazdıklarımı bir peri masalı gibi okuyup “Keşke ben de hemen bıraksam” demeyin.

Ben 63 yaşındayım. Bu planı yaklaşık 50 yaşımdayken yapmaya başlamıştım. Elbette her şey planlandığı gibi gitmeyebilir. Ancak emeklilik dönemini keyifle ve huzurla geçirmek için bazı şartlar gerekiyor.

Bence bunların başında şunlar geliyor:

  • Yarı zamanlı da olsa işinizin, projelerinizin ya da uğraşlarınızın olması
  • Hobilerinizin bulunması
  • Sohbet edecek dostlarınızın olması
  • Tek başına zaman geçirmekten keyif alabilmeniz
  • Belli bir maddi güce sahip olmanız
  • Gelirinizi ve birikimlerinizi doğru yönetebilmeniz
  • Mümkünse kendi evinizde oturmanız
  • Okul çağında çocuklarınızın olmaması
  • Emekli maaşı dışında ek gelir ya da pasif gelir imkanlarınızın bulunması

Ülkemizde sadece emekli maaşıyla geçinmek ne yazık ki kolay değil. Hatta çoğu kişi için mümkün değil. Eski bir bankacı olmamın da etkisiyle paramı değerlendirme konusunda belli bir bilgi ve deneyimim var. Ancak yüksek enflasyon ortamında birikimlerinizin düşündüğünüzden çok daha hızlı eriyebileceğini unutmamak gerekiyor.

Ayrıca eşim çalışmaya devam ediyor. Bence eşlerden birinin, en azından diğer taraf belli ve sürdürülebilir bir gelir modeli oluşturana kadar iş hayatında kalması önemli. Kira geliriniz, pasif geliriniz ya da düzenli başka bir geliriniz varsa, durum elbette farklı olabilir.

Bir de işin daha az konuşulan tarafları var.

Artık şirket tarafından ödenen seyahatler olmayacak.
Gerekli ya da gereksiz öğle ve akşam yemekleri azalacak.
Toplantı trafiğiniz değişecek.
Cep telefonu, araç, sağlık sigortası ve benzeri giderleri kendiniz karşılayacaksınız.
Her ayın birinde hesabınıza maaş yatmayacak.
Şirket arabanız varsa, ya kendi aracınızı kullanacaksınız ya da toplu taşıma kullanacaksınız.

Bunlar işin tatsız ama gerçek tarafları.

Kurumsal Hayattan Solo Kariyere Geçiş

Bu yazımı, Zeynep Bilgiç’in yeni kitabı “Kurumsal Hayattan Solo Kariyere Geçiş”ten ilham alarak biraz daha derinleştirmek istiyorum. Yazıda, Zeynep Bilgiç’in kitabındaki bazı fikirleri kendi duygu, gözlem ve deneyimlerimle harmanlayarak ele aldığımı belirtmek isterim.

Son dönemde sıkça düşündüğüm bir soru var:

Kurumsal hayatta yıllarca biriktirdiğimiz deneyim, ilişki ağı, beceri ve sezgiler gerçekten yalnızca çalıştığımız kurumlar için mi değerlidir?

Zeynep Bilgiç’in de kitabında altını çizdiği gibi, bu sorunun cevabı kesinlikle “hayır.”

Kurumsal hayatta kazandığımız yetkinlikler yalnızca bir şirkete hizmet etmekle sınırlı değildir. Doğru ele alındığında, bu birikimler bireysel bir kariyer yolculuğunun temel taşlarını oluşturabilir.

Özellikle belli bir yaştan sonra insan hayatını yeniden değerlendirme ihtiyacı hissediyor. Bu noktada bazı sorular öne çıkıyor:

  • Bundan sonra ne yapmak istiyorum?
  • Bugüne kadar öğrendiklerimi başka nasıl değerlendirebilirim?
  • Ben aslında kime, hangi konuda değer katıyorum?
  • İnsanlar benden hangi konularda destek alıyor?
  • Hangi problemi gerçekten çözebiliyorum?
  • Bugüne kadar hangi durumlarda fark yarattım?

Zeynep Bilgiç, kitabında bu tür soruların önemine dikkat çekiyor ve bu dönemi bir “eşik” olarak tanımlıyor.

50’li ve 60’lı yaşlara yaklaşırken ya da bu yaşlardayken, bu sorular bazen “Geç mi kaldım?” duygusuyla birlikte gelebiliyor. Ancak ben bu dönemin aslında çok kıymetli bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

Çünkü artık elimizde yalnızca bilgi değil. Yılların getirdiği deneyim, sağduyu, ilişki yönetimi, kriz görmüşlüğü ve insan tanıma becerisi var.

Unvanlar Gider, Birikim Kalır

Kurumsal unvanlar bir noktada geri planda kalabilir. Ancak insanın yıllar içinde geliştirdiği beceriler, karar alma kası, oluşturduğu network ve kazandığı güvenilirlik kolay kolay kaybolmaz.

Bu birikimler doğru bir çerçeveyle ele alındığında, yeni bir çalışma biçiminin temel taşlarını oluşturabilir.

Solo çalışmak, danışmanlık yapmak, proje bazlı işler almak, mentorluk yapmak, eğitim tasarlamak ya da içerik üretmek… Bunların hiçbiri bir gecede karar verilip ertesi sabah başlanacak işler değil.

Belki de önce küçük denemeler yapmak gerekiyor.

Haftada birkaç saat ayırarak küçük bir projeye başlamak, eski bir bağlantıyla görüşmek, bir ihtiyaç analizi yapmak, bir pilot çalışma yürütmek… Bu küçük adımlar hem yeni kariyer yolculuğunun temellerini atıyor hem de kişinin kendine olan güvenini pekiştiriyor.

Bu süreçte bana en anlamlı gelen yaklaşım şu:

Tek bir büyük karar vermek yerine, küçük ve ölçülebilir adımlarla ilerlemek.

Örneğin:

  • Hangi konularda danışmanlık verebilirim?
  • Hangi şirketlerin böyle bir desteğe ihtiyacı olabilir?
  • Kimlerle yeniden temas kurmalıyım?
  • İlk 90 günde hangi küçük adımları atabilirim?
  • Gelirimi tek bir kaynağa bağlı kalmadan nasıl çeşitlendirebilirim?
  • Hangi alanlarda görünürlüğümü artırmalıyım?
  • Hangi konularda içerik üretmeliyim?

Yeniden Tanımlama Dönemi

Bu geçiş döneminin duygusal bir tarafı da var.

Kurumsal kimlikten uzaklaşırken insan bir süre kendini boşlukta hissedebiliyor. Sanki eski tanımlar artık çalışmıyor, yenileri ise henüz tam oturmamış gibi…

Bu çok normal.

Hatta belki de bu ara dönem, aceleyle kapatılması gereken bir boşluk değil; dikkatle dinlenmesi gereken bir alan. Zeynep Bilgiç de bu süreci bir “yeniden tanımlama” dönemi olarak ele alıyor. Bence bu dönemi aceleye getirmeden, dikkatle değerlendirmek gerekiyor.

Çünkü artık çalışma hayatı eskisi kadar tek çizgili değil.

Maaşlı bir iş, danışmanlık, eğitim, proje bazlı çalışma, mentorluk, içerik üretimi ve yatırım gibi farklı modeller bir arada bulunabiliyor. Herkes için tek bir doğru yok. Önemli olan, kişinin kendi deneyimine, enerjisine, beklentilerine ve yaşam ritmine uygun bir model kurabilmesidir.

Bana kalırsa mesele şu değil:

“Geç kaldım mı?”

Daha doğru soru şu:

“Bugüne kadar biriktirdiklerimle bundan sonra nasıl daha anlamlı, daha esnek ve daha bana ait bir çalışma hayatı kurabilirim?”

Ve belki de cevap, sandığımızdan çok daha yakında.

Son Söz

Benim için emeklilik; işten, üretmekten ya da hayattan kopmak anlamına gelmiyor. Tam tersine, yıllarca biriktirdiğim deneyimi daha özgür, daha seçici ve daha anlamlı bir şekilde kullanabildiğim yeni bir döneme denk geliyor.

Elbette herkesin koşulları farklı. Herkesin maddi durumu, aile yapısı, sağlık koşulları, kariyer beklentisi ve yaşam ritmi aynı değildir. Bu nedenle kimseye “böyle yapın” demek doğru olmaz.

Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim:

Emeklilik, doğru hazırlanıldığında bir son değil; insanın kendini yeniden tanımladığı, deneyimini farklı alanlara taşıdığı ve hayatla daha özgür bir ilişki kurduğu yeni bir başlangıç olabilir.

Sevgilerimle,
Taner Özdeş

0 0 votes
Puanınız
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
0
Would love your thoughts, please comment.x