👁️ 248 Okunma
Geçmişte liderin vazgeçilmez özelliği olarak kabul edilen güç kullanımı, artık yerini “duygusallığa” bıraktı.
Abraham Lincoln’ün politik özgeçmişi yetersiz, eğitimi eksikti ve seçimleri kazanmış olması tümüyle talihin bir kerelik yüzüne gülmesi olarak değerlendirilmiştir. Ancak, o saygın kabinesinin kaptanı olmayı başardı ve bir zamanlar kendisini küçümseyen insanların saygısını kazandı
Sonradan anlaşıldı ki, Lincoln gerçekte politik bir dahiydi; çünkü duygusal açıdan olağanüstü güçlüydü ve birinci sınıf bir duygusal zekaya sahipti.
Lincoln, Washington’a geldiğinde ulusal politikadaki tüm deneyimi bir dönemlik Kongre üyeliğiyle sınırlıydı. Oysa Cumhuriyetçilerin diğer adayları, yani rakipleri William Henry Seward, Salmon P. Chase ve Edward Bates herkesçe tanınan isimlerdi.
Lincoln’ün Cumhuriyetçilerin başkan adayı olması ve seçimleri kazanması üçünü de son derece şaşırtmıştı. Lincoln, rakiplerinin üçünü de Kabineye alarak bu kez tüm politika dünyasını şaşırttı. Muhalifleri, Lincoln’ün bu ilk liderlik sınavında sınıfta kaldığını düşündüler. Oysa gerçekte bu, Lincoln’ün neye gereksinimi olduğuna ilişkin düşüncelerinin üzeri kapalı bir yansımaydı ve bu hamlesinin ardında derin duygusal güç ve cesaret yatıyordu. Lincoln bu hamlesinin nedenini şöyle açıklamıştı: “Kabinede, partinin en güçlü adamlarına gereksinimimiz vardı.”
Lincoln’ün “duygusal güçlülüğünü” ortaya koyan diğer sekiz örnek aşağıda sıralanmaktadır:
Empati: Lincoln kendini başkalarının yerine koyuyor, onların ne hissettiklerini, güdülerini ve arzularını anlamaya çalışıyordu. Köle sahiplerini ahlaksız insanlar olarak niteleyip cezalandırmak yerine empati yaparak Güneylilerin durumunu anlamak istedi. Muhaliflerinin yüreklerine ulaşmanın çok daha iyi olacağını düşündü. Köleliğin, Kuzeyin ve Güneyin ortak günahı olduğunu söyleyerek bunu başardı. Lincoln’ün empatisi, vatandaşlarının üzüntülerini ve umutlarını özümsemesini, değişen ruh hallerini anlamasını, böylece doğru zamanda doğru sözler ve doğru girişimlerle onların görüşlerini biçimlendirmesini sağladı.
Mizah Duygusu: Lincoln her ne kadar melankolik bir yapıya sahipse de dikkat çekici mizah duygusu ve öykü anlatma yeteneğiyle gerginlikleri azaltabiliyor, zor anlarda meslektaşlarını rahatlatabiliyordu. Öykülerinden birini anlatmaya başladığında gözleri neşe ile parlıyordu. Ama Lincoln’ün öyküleri salt gülmeye yönelik değildi. Kendi deneyimlerinden ve başkalarının anlattığı tuhaf olaylardan alınmış bu öyküler, dinleyenlerin aklında kalacak ve tekrarlanabilecek pratik zeka örnekleri içeriyordu.
Yüce Gönüllülük: Lincoln kin gütmeyi ve geçmişte kendisini incittikleri için insanlardan intikam almayı reddediyordu. Bu tavrı ona, bir zamanlar kendisine karşı olanlarla arkadaşlıklar ve işbirlikleri kurma olanağını tanıdı.
Ruh Cömertliği: Kongre, savaş sırasında tedarikçilerle yapılan yüksek maliyetli anlaşmalar nedeniyle birtakım seçilmiş görevlileri kınama oylaması yaptığında Lincoln kabahati üstlendi. Başarıların onurunu paylaştığında da meslektaşları Lincoln’e minnet duydular.
Bakış Açısı: Bir keresinde Lincoln, Savaş Dairesi tarafından yürütülecek bir işi onayladığında Savaş Bakanı Stanton emri iptal etmiş ve Başkanı tam bir aptal olarak nitelemişti. Başkan ise şunları söyledi: “Eğer Stanton benim aptal olduğumu söylüyorsa öyleyim demektir; çünkü o hemen her zaman haklıdır. Gidip kendisi ile görüşeceğim.” Lincoln’ün bakış açısıyla ilgili bir başka örnek de Grant’in alkol tutkusuyla ilgilidir. Grant’in davranışının incelenmesi için bir müfettiş gönderdikten sonra Lincoln, Grant’in alkol alışkanlığının savaş planlama, yürütme ve kazanma becerisini etkilemediği sonucuna varmıştı. Bir delegeler kurulu Grant’in içmesinden şikayet ettiğinde ise onlara, Grant’in içtiği marka viskiden bulabilse diğer generallere de bir an önce aynısından dağıtacağı yanıtını vermişti.
Öz Denetim: Lincoln birine kızdığında bazen öfke dolu bir mektup yazardı; ama öfkesi geçinceye kadar göndermezdi. Öfkesi geçtiğinde de göndermesine gerek kalmazdı zaten. Tabii ki onun da kontrolü kaybettiği anlar olmuyor değildi; ancak böyle bir olayın ardından nazik bir jestle karşısındakinin gönlünü alırdı. Bu tür jestlerle, kalıcı düşmanlıklara dönüşebilecek incinmiş duyguları onarıyordu.
Denge Duygusu: Lincoln, gevşemenin yollarını bulmuştu. Akşamları düzenli olarak arkadaşlarıyla birlikte oluyor; yüksek sesle Shakespeare’den parçalar, şiirler okuyorlar ya da öyküler anlatıyorlardı. Yaratıcı düşünme ve dengeyi koruma becerisinin temelinde kaygı ve endişe duygularını dağıtmakta kullandığı yapıcı yöntemler vardı.
Toplumsal Vicdan: Lincoln hiçbir zaman yalnızca iktidarda olmak için hırs duymadı; onun istediği, zaman içinde aşınmayacak, değerli bir şeyler gerçekleştirmekti. Lincoln vicdanını hiçbir zaman yitirmedi. Engin hırsı onu ileriye götürdü. Umutsuzluğa düştüğü anlarda bile; “Ben üzerinde yaşadığım için dünyanın biraz daha iyi olması” arzusu onu yeniden heveslendirdi. Bu amacı onun kutup yıldızı oldu; ona yol gösteren ilkeler ve standartlar sağladı. Doğumdan yaklaşık iki yüzyıl sonra bugün, Lincoln’ü ilk günlerinden başlayarak güçlü kılan ‘dünya üzerinde hayranlık uyandıran bir isim yapıp öyküsünün ölümünden sonra da anlatılması’ arzusunun, umduğunun çok ötesinde gerçekleşmiş olduğunu söyleyebiliriz.
Doris Kearns Goodwin (*)
*Eğitimci, NBC televizyonu haber analisti ve “Team of Rivals: The Political Genius of Abraham Lincoln” adlı kitabın yazarıdır.