👁️ 274 Okunma
“Kitap okumak”, benim için bir yaşam felsefesi. 34 yaşına kadar elini kitaplara sürmeyen biri için çarpıcı bir gelişim… 59.yaşıma da yakında vedâ edeceğim. Yaşamımı ikiye bölüp yaşamış olmam, beni çok mutlu ediyor.Sanki iki kişinin yaşamını bir arada yaşamış oluyorum.
15 gün önce “dede” oldum. 😊Bu da üçüncü evrem olacak sanırım. “Erken yaşta” baba olmanın meyvesini,“erken” dede olarak yiyorum. Neylan’ın(eşim) lise son sınıfta yaşamıma girmesi ile gelecek öngörülerim(iz)de harika değişiklikler yapmam(ız) gerekti. Amerika’ya, okumaya giderken, zihnimde,“en az on yıl kalırım” düşüncesi vardı. Avusturya Lisesi’nden mezun olmak üzereyken, Neylan’la düzenlemiş olduğum bir Bodrum gezisinde, tanışmamız ve kısa sürede yakınlaşmamız, yaşamımda aklıma gelmeyen “evlilik” ile tanıştırdı. Sonra Amerika’ya okumaya gittim. İlk bir buçuk yıl, birbirimizi göremedik. Ancak mektupla ve telefon görüşmeleri ile ilişkimizi sürdürdük. Sonra… Nişanlandık ve ben okulu bitirmeden önce evlendik.😊 Neylan yanıma geldi. Ancak, mezuniyet sonrası Amerika’da kalmamız çok mantıklı değildi. Finansal anlamda Türkiye’ye gelmemiz daha akıllıca olacaktı.
“Amerika’da kalsaydım, nasıl bir yaşamımız olurdu?” Bu soruyu sürekli kendime sorarım, yanıtını da bilmeyi çok isterdim. Türkiye’ye döndükten sonra, Amerika’da okumanın verdiği özgüven ve itibar ile bankacılıkta -o zamanlar daha önde bir meslekti-kariyerime başladım. Kariyerimdeki basamakları tek tek tırmandım. Şu anda bulunduğum Infonet’in Genel Müdürü olarak kariyerime devam ediyorum. 2012’de, uzun süreli öngörülerim sonucunda, “Taner Özdeş Akademi”yi kurdum.
Bu yazımda,bunların ayrıntısına pek girmeyeceğim. İş yaşamındaki yolculuğumu anlatmak için üç kitap yazdım. “Satışın 10 Altın Kuralı”, “50 Yaş Gözüyle”, “Duygusal Zekâ”.
Dünya görüşümü, deneyim ve edindiğim bilgileri kitaplarımda cömertçe paylaştım. Öğrenmeye ve paylaşmaya, tüm sosyal medya kanallarımdan ve TanerOzdes.com.tr sayfamdan devam ediyorum. Bu okuduğunuz yazı gibi, dörtyüzün üzerinde yazı yazdım ve sayfamda paylaşıyorum. Yazılarımı yazarken, daha çok katma değer yaratmak için “FaRkLaR.net”denetimi ve desteğiyle yazılarımda yabancı kökenli sözcükler yerine Türkçe sözcük kullanmaya da olabildiğince özen gösteriyorum. Sanırım biraz geç yaşlarda yazmaya başlamam, yabancı okullarda okumam ve okul yıllarında ders dışında kitap okumadığımdan, Türkçe dil bilgisi, istediğim seviyede değil ama oldukça çabalıyorum. Benim için yazı yazmak çok doğal bir süreç…Daha doğru Türkçe ile yazabilmek ise önemli(öncelikli) bir çaba.
Dün akşam, bir arkadaşımın oğlunun düğününe davetliydik. Taksi ile gitmeye karar verdik. Taksi bulmak, ciddi bir stres kaynağı. En sonunda, “Über”den bir taksi çağırmayı başardık. “Başardık” sözcüğü, ne yazık ki komik ama “acı gerçeğimiz” bu artık. Yolda, sürücümüz “Yüksel” ile sohbet etmeye başladık. “Neden taksi bulamadığımızı” da sordum. “Çünkü, her önüne gelen, ucuz olduğundan (üç-dört kişi biraraya gelince) toplu taşıma ücretinde taksiye binebiliyor. Ücreti, indi bindi 70₺ olmadığı sürece, gerçek taksi müşterisi taksi bulamaz.” Düğünden dönüşte, yine taksi bulamadık. Bir arkadaşımız, merkezi bir yere bizi bırakmasaydı, saatlerce taksi bekleyecektik. Yüksel, Über’de, “Elmas(Diamond)” seviyesine yükselmiş, binin üzerinde olumlu kullanıcı değerlendirmesi kendi için Über’e gönderilmiş. Kibar, ölçülü ve samimi biriydi. Akşam, dönüşte bindiğimiz taksi sürücüsü de çok kibar ve işinin gereğini yerine getiren bir sürücüydü.
“Tüm taksi sürücüleri böyledir.” demeninde doğru olmadığını söylememiz gerek. J. Krishnamurti’nin şu sözü de çok iyi özetlemiş: “Fazlasıyla hasta bir topluma uyumlu olmak, bir sağlık ölçüsü değildir.”
Arda Güler’in, 18 yaşında, Real Madrid’e geçişi, bu hafta, bilen/bilmeyen herkes tarafından çok konuşuldu. Daha önce dikkatimi çekmemişti.Haber sonrasında videolarını izledim. Her hafta, düzenli tenis oynadığım, futbol bilgisine güvendiğim Atilla Kaya’ya(eski profesyonel futbolcu) danıştım. Arda’nın çok yetenekli olduğunu, bir kişinin eğitim alarak bu seviyeye gelmesinin pek kolay ve olanaklı olmadığını söyledi. Türkiye’de kalmalı mıydı? “Real Madrid, doğru karar.” dedi.
Roger Federer de tenisi farklı bir seviyeye taşıyan tavırları, özgüveni, kibarlığı ve duruşu ile kendinden sürekli söz edilen bir sporcu oldu. (Roger Federer, İsviçreli eski profesyonel tenisçidir. Birinci sırada daha önce art arda 237 hafta ve toplamda 310 hafta kalarak rekor kırmıştır. Federer; emekli ve etkin tenis oyuncuları, önemli tenis çevreleri tarafından gelmiş geçmiş en iyi tenis oyuncusu olarak görülmektedir.)
Federer, bu yılki Wimbledon’da, tribündeki yerini izleyici olarak alırken, tüm izleyenlerin ayağa kalkması ve dakikalarca coşkuyla alkışlaması, oradakiler kadar beni de çok düşündürdü ve duygulandırdı. LinkedIn sayfamda da düşünce ve duygularımı şöyle paylaştım:
“Zirveye çıkmak mı zordur yoksa orada kalmak mı?
Zirvede bıraktıktan sonrası dapek kolay olmayan bir süreçtir. Adrenalin olmadan, sakin, sıradan bir yaşama başlamak…
Bir kişi, ne kadar yaratıcı da olsa, yeni girişimlerde de bulunsa, o görkemli ve gösterişli yaşam, hayranlar ve alkışlar olmadan sıradan ve alçakgönüllülükle yaşanılan yaşam, hiç kimse için pek de kolay değildir.
“Roger Federer”, tenise değer ve görüş katmış, kibarlığı, davranış ve asâleti ile bu sporu çok özel bir yere taşımış bir tenisçi.Tenise vedâ ettikten bir yıl sonra Wimbledon tribünlerinde tekrar bir izleyici olarak göründüğünde, tüm izleyicilerin ayağa kalkarak, bir dakikadan fazla coşkuyla alkışlaması, bir kişinin sahip olabileceklerinin “doruk” noktası olduğunu düşünüyorum.
İzlerken de gurur duydum. Duygusal anlar yaşadım. Umarım, tüm sporculara iyi bir rol model ve hedef olmuştur. “Arda Güler”, büyük yetenek… 18 yaşında, 20 milyon Avro bonservis ile Real Madrid’e geçti.Geçmişte bazı yetenekli futbolcumuz yurtdışında istenilen başarıyı yakalayamadı. Arda, Federer gibi bu önyargıyı ülkemiz adına değiştirebilir.
Sporda yetenek kadar sağlam bir karakter, disiplin ve ileri görüş (vizyon) ile yaptığımızda doruğa çıkabiliyoruz. “Yeteneğimiz, tek başına sadece başlamamızı sağlıyor. O kadar…”
Bu hafta, Netflix’te, Carlos Ghosn’un inanılmaz kariyerinin belgeseli olan“KAÇIŞ”ı izledim. Bu kadar yetenekli ve başarılı bir işinsanının,kariyerindekisonunun bu kadar utanç verici ve gelecek kuşaklar için kötü bir örnek olması, akıl ve yeteneğin tek başına yetmediğinin en üzücüörneklerinden. Bu belgeseli izlemenizi öneririm. İçinde, alacağımız çok ders var.
Bir danışanım, “Devlerin Takım Çantası” adlı yeni bir kitabın çıktığının ve almam gerektiğini yazmış. Kitabın yazarı, girişimci, podcast yayıncısı ve New York Times çoksatan yazarı Tim Ferriss.
Kitabında şöyle yazmış: “Dünyaca ünlü bu adların süper güçleri yok. Kendileri için belirledikleri kurallar, gerçekliğini bükmeye öyle izin veriyor ki süper güçleri varmış gibi görünüyorlar fakat onlar bunu nasıl yapacağını öğrenmiş ve siz de öğrenebilirsiniz. Bu “kurallar”, genellikle sıra dışı alışkanlıklar ve daha büyük sorulardan ibarettir.”
Dün akşam, teknoloji ve yazılım konusunda uzman bir arkadaşım ile “ChatGBT” üzerine sohbet ediyorduk. ChatGBT’den yararlanmanın yolu, doğru soruları sormaktır. Doğru soruları sormak da yetmeyebiliyor. Yöntem bilgisi yani nasıl ve hangi soruları sorduğumuz da karşılığı olan ve daha isabetli ve kapsamlı yanıtları almamızı sağlıyor. Dünyada başarılı olan ve kendine doğru soruları sorabilenler…Bu kitap da bunu kanıtlıyor.
Kitaptan önemli birkaç söz de paylaşmak isterim…
“Kenarda dururken ya da merkezdeyken görmediğimiz her şeyi görürüz. Kocaman, akla hayâle gelmez şeyleri, ilk olarak kenarda duranlar fark eder.”– Kurt Vonnegut
“Zeki kişide, alışkanlıklar, hırsın bir işaretidir.”– W.H. Auden
“Birini yanıtlarına göre değil sorduğu sorulara göre yargılayın.” -Pierre-Marc-Gaston
Kitabın önsözünü de Arnold Schwarzenegger yazmış:
“Kendi başıma bir yere gelmedim. Fazlasıyla yardım aldım.” dediğimde şaşırıyorlar. “Tek başıma bir yerlere geldiğim doğru değil. Herkes gibi, bulunduğum yere gelmek için ben de devlerin omzunda durdum. Büyük bir hayâlim ve içimde yanan güçlü bir ateş vardı. Ama annem ev ödevlerime yardım etmeseydi, babam bana “bir işe yara” demeseydi, öğretmenlerim nasıl satış yapacağımı açıklamasaydı ya da antrenörlerim bana ağrılık kaldırmanın yöntem ve içeriğini öğretmeseydi, hiçbir yere gelemezdim.“
İster bir sabah rutini, bir felsefe ya da egzersiz ipucu, ister günü geçirmek için güdülenme olsun, bu dünyada bunlardan birazını almayı yararlı bulmayacak bir kişi bile olamaz. Dünyayı kendi yolumda ilerlemek üzere bir yakıt olarak kullanabileceğim dersleri ve öyküleri, özümsediğim bir sınıf olarak gördüm.
Yaşamımın her evresinde akıl hocaları ve idoller bulacak kadar şanslı oldum ve çoğuyla tanıştım. Joe Weider’dan, Nelson Mandela’ya, Mikhail Gorbachev’dan, Muhammed Ali’den, George W. Bush’a, ateşimi körüklemek için akıl almaktan hiç çekinmedim.
Yapabileceğimiz en kötü şey,“yeterince bildiğimizi zannetmek”tir. Öğrenmeyi asla bırakmayalım. Asla!”
Ben de bu yazımda kendi Takım Çantamı ve arkasındaki düşünce ve duygularımı, görülerimi, inanç ve değerlerimi paylaştım.
“Önemli(öncelikli) olan, nereden başladığımız değil nereye varmak istediğimize karar verebilmemizdir.”
“Kendimden vazgeçtiğimde, olabileceğim kişiye dönüşüyorum.” -Lao Tzu
Jodie Foster’in şu sözü de çok değerlidir…
“Sonuç itibarı ile kazanmak, daha iyi uyumaktır.”
Ülkemizde daha çok Arda’lar, Federer’ler görmek dileğiyle…
Sevgilerimle,
Taner Özdeş