Bugün yine birçok konuya değinmek istediğim bir yazıyla karşınızdayım. Son zamanlarda oldukça fazla seyahat ettim: Vietnam, Kamboçya, Laos (bu ülkelerle ilgili ayrıca yazacağım), ardından Antalya ve en son muhteşem Mardin.
Bu seyahatlerden edindiğim en önemli gözlem şu oldu: Paranın ve tüketimin yerine doğanın, hayvanların, toprağın ve anın değerini hissettiren her ortam, gerçekten paha biçilemez. Parayla satın alınamayacak o kadar çok şey var ki… Torununuzla geçirdiğiniz bir an, bir yabancıyla yaptığınız samimi bir sohbet, bilmediğiniz bir ülkede kaybolurcasına yaptığınız yürüyüşler, sokaklarda sıradan insanların yüzlerindeki tebessümü fark etmek ya da daha önce hiç denemediğiniz bir şeyi deneyimlemek… Laos ve Kamboçya’daki tapınakların enerjisini hissetmek ya da pirinç tarlalarında çalışmak gibi.
Sanırım, 63 yaşımda olmama rağmen yaşamı hâlâ bu kadar çok sevmemin sebebi, yaşanmamış o kadar çok şeyin hâlâ önümde duruyor olması. Özellikle doğuya yaptığım seyahatler bana her seferinde iyi geliyor.
Kısa bir süre önce, 26 yıl boyunca çalıştığım Infonet’teki görevimi bıraktım. 40 yıllık iş yaşamımın ardından profesyonel hayata veda etmek bana çok iyi geldi. O süreçte farkında olmadan ruhumu tutsak bıraktığımı fark ettim. İşimi tutkuyla yapmama rağmen, iş dünyasında zaman odaklı çalışmak, insan yönetmek ve çoğu zaman gereksiz, katma değersiz işlerle uğraşmak beni yormuştu.
İşi bıraktıktan sonra çevremden sıkça şu yorumu duydum: “Taner, gençleşmişsin!”
Bir yandan da bu yorumların, insanların kendi korku ve kaygılarının bir yansıması olduğunu düşünüyorum. “Taner, emeklilik için yaşın çok genç!” diyenler oldu. Ancak ben şuna inanıyorum: İnsan, sadece çalışmak için dünyaya gelmiyor. Bana göre yaşamak; öncelikle kendimizi tanımak, keşfetmek ve gerçekleştirmek, ardından da yaşadığımız topluma ve dünyaya bir şeyler bırakmak demek. İşte bu yüzden seyahat etmeyi ve farklı kültürlerle tanışmayı çok seviyorum. Profesyonel hayatımı sonlandırdıktan sonra yaşadığım deneyimleri başka bir yazıda ayrıntılı olarak paylaşacağım. Ancak şunu söyleyebilirim ki, yeni yaşamım bana çok iyi geldi. Şu anda birçok girişim için yoğun bir tempoyla çalışıyorum ama artık daha huzurlu ve mutluyum.
Geçenlerde Antalya’ya gitmek için Gayrettepe – İstanbul Havalimanı metrosunu kullanmaya karar verdim. Metronun gişelerine geldiğimde uçağın kalkmasına 3 saat vardı. Tedbirli olmak her zaman beni krizlerden korumuştur. Ancak o gün, insansız test sürüşleri nedeniyle Gayrettepe Havalimanı metrosunun 1 hafta boyunca kapalı olduğunu öğrendim. Bu haber bende adeta soğuk duş etkisi yarattı. Sakinleşip alternatiflerimi düşündüm. Tek seçenek taksi görünüyordu. Havalimanı metrosu 40₺ iken, taksi ücreti 2.300₺ idi. Yine de uçağı kaçırmamak için harekete geçmeliydim.
Yolda yürürken yüzünden biraz panik, biraz da kararsızlık okunan bir yabancı kadın turist gördüm. Yaklaştım ve İngilizce olarak, “Arzu ederseniz, birlikte taksiyle gidelim. Beni takip edin,” dedim. İngilizcesi çok azdı ama beni takip etmeye başladı. Ara sıra durup düşünüyordu; belli ki benimle havalimanına gitme konusunda tereddütleri vardı. Yürüyen merdivenlerden caddeye çıktık ve bir taksi buldum. “Hadi gelin,” dedim. Ancak önce bir arkadaşını beklemesi gerektiğini anlatmaya çalıştı. Biraz panik içindeydi. Sonra bana dönüp, “Sen erkeksin, ben kadınım,” dedi.
Bu noktada ismimin Taner Özdeş olduğunu, iş insanı olduğumu ve sosyal medyada bilinir biri olduğumu söyledim. Telefonundan Google’a ismimi yazmasını rica ettim. Web siteme girdi, beni araştırdı. Ardından taksinin plakasını ve şoförün fotoğrafını çekti. O an tam bir şok içindeydim. Neyse ki sonunda gelmeyi kabul etti. Kadını rahatsız etmemek için normalde yapmadığım bir şekilde öne, şoförün yanına oturdum. Şansımıza, şoför de oldukça profesyonel ve işini keyifle yapan biriydi.
Yolda şoföre, “Bir kadına bak, ne yapıyor?” diye sordum. Şoför, “Sorun yok!” diyerek beni rahatlattı. En sonunda havalimanına vardık. Kadın, şoföre 100₺ bahşiş bıraktı. Yüzündeki rahatlamış ve huzurlu tebessümü görmek beni çok mutlu etti. Şoför de yolda, kadının haklı olduğunu, son zamanlarda buna benzer birçok darp ve kaçırma hikayesinin yaşandığını anlattı.
Pratik zekam ve sakin kalarak havalimanına zamanında ve en ekonomik şekilde ulaşmayı başardım.
THY Elit statüsünde olduğum için uçaklarda en önde tercihli koltuk seçme hakkım vardı. Yerime oturdum. Ancak bir yolcu, eşiyle ayrı düştüğünü ve eşinin dört-beş koltuk geride olduğunu söyleyerek yerimi rica etti. Bu durum eşimle bizim de sıkça başımıza geldiği için memnuniyetle yerimi verdim. Yeni koltuğuma oturur oturmaz yine benzeri bir rica geldi. Sonuçta 10 koltuk geride oturmuş oldum. Ancak yine de yardımcı olduğum için mutluydum.
Bu yazımı başımdan geçen ilginç bir hikayeyle bitireyim. Geçen gün Ankara’daki bir Remax ofisinden satış eğitimi vermem için bir telefon aldım. Firma sahibiyle konuşurken beni nereden bulduklarını sordum. Gemini (Yapay Zeka), “Satış eğitimini kimden alalım?” diye sorduklarında benim ismimin çıktığını ve bu nedenle beni aradıklarını söyledi.
Günümüzde görünür ve bilinir olmak, güvenilirlik, itibar ve kendinizi pazarlamak için çok önemli. Arama motorlarında ya da yapay zeka aramalarında isminiz çıkmıyorsa rekabette şansınız kalmıyor. Reklam vermek için bir web sayfasına ya da sosyal medya sayfasına ihtiyacınız var. Bununla da yetmiyor; bu sayfaları sürekli güncellemek ve kendinizi geliştirmek şart.
Rus kadını, web sitem olmadan ikna etmem imkansızdı. Yabancı dili yoktu. Ancak web sitem ve davranışlarım sayesinde ikna oldu.
Yaşamda aktif olun, girişken olun, üretin, paylaşın ve paranızı mümkün olduğunca yeni yerler görmek ve yeni insanlarla tanışmak için harcayın.
En sevdiğim yönüm, ne olursa olsun hızla uyum sağlamak ve her deneyimden bir şeyler öğrenme merakımı yitirmemem.
Bu yazım devam edecek…
Sevgilerimle,
Taner Özdeş