Bir gün, bir e-posta alıyorum:
Gönderen Yusuf Mutlu, TEDxSur’dan beni 19 Mayıs’taki TEDx etkinliğine davet etmek istediğini yazmış
Bu e-posta bana 10 Mayıs’ta gönderilmiş, ancak ben 11 Mayıs’ta farkına varıyorum.
TED’de konuşmak, en büyük hayallerimden biriydi. Ancak bir haftada bu kadar önemli bir etkinlik için hazırlanmak gerçekten zorlayıcıydı. Hemen kabul ettim!
Ana tema “Kırılmalar”dı. Konuşma konusunun serbest olacağını düşünmüştüm. “Kırılma” konusunda ne konuşabilirim diye düşündüm. Konuşma sürem 18 dakikaydı ve sunum kullanmamam gerektiği söylenmişti. Ancak konuşma günü sunum da yapabileceğimi öğrendim. Sunum yapmamam hem işimi kolaylaştırdı hem de stresimi artırdı.
Önce bir plan yaptım. Daha önce yapılan TED konuşmalarını izlemeye ve “TED Gibi Konuş” kitabını okumaya karar verdim. Konuşmamı hazırlamak ve çalışmak için sadece 5 günüm vardı.
Konuşma metnimi hazırladım. Yapay zeka asistanıma metnimi gözden geçirmesini söyledim. Anladım ki TED’de konuşma yapmak, sunum yapmaktan çok farklıydı. Daha kısa ve net, duygulara hitap eden bir konuşma hazırlamam gerekiyordu. Ancak içim rahat etmedi çünkü kafamda ne yapmam gerektiği net değildi!
Evren devreye girdi. Sevinç Satıroğlu, diksiyon ve güzel konuşma koçum, beni hatırımı sormak için arıyordu.
Sevinç, memnuniyetle yardımcı olacağını söyledi. İçim rahat etmişti. Metnimi okuyarak ses kaydına alıp Sevinç’e gönderecektim.
Sonra aklıma, YouTube’a konuk olarak davet ettiğim TED konuşmacı koçu Barış Güleç geldi. Hemen aradım. O da yardım edebileceğini söyledi. Ona da konuşma metnimi gönderecektim. Metni TED için değerlendirecekti. İlk denememde her ikisinden de faydalı tavsiyeler aldım. Bu kadar kısa bir sürede hazırlanabilmek, 20 senelik konuşmacı ve eğitmen olmama rağmen beni çok gerdi. Öncelikle konuşmamı kafamda oturtmam gerekiyordu.
Vurgular ve izleyicide yaratacağım duygular çok önemliydi. Ses kaydımı anneme de gönderdim. O da bana konuşur gibi sunum yapmamı ve sesimi yükseltmemi söyledi. Sevinç ve Barış da sesimin seviyesi konusunda beni uyardı. Amacım yavaş ve tane tane konuşmaktı. Ancak yavaşlarken sesimin enerjisi düşüyor ve ses tonum alçak kalıyordu. 20 tane deneme yaptım. En beğendiklerimi anneme, Sevinç’e ve Barış’a gönderdim.
Barış, profesyonelce tüm metnimi tek tek notlarla bana geri gönderdi. Yapmış olduğu çalışma sadece beni etkilemedi, konuşmam konusunda netleşmemi sağladı.
İçimde hâlâ hazır değildim. Barış’ı tekrar aradım. “Pazar buluşalım,” dedi. Harika bir teklifti. Birlikte uzun bir kahvaltı yaptık. Benden önce 128 TED konuşmacısı hazırlamıştı.
Sunumu ona birebir yaptım. Yaparken verdiği geri bildirimler kendime güvenimi artırdı. Ayrıca, benim zaten iyi bir konuşmacı olduğumu, TED’in benim gibi bir konuşmacıyı konuk ettiği için şanslı olduğunu söyledi. Bu sözler güvenimi artırdı.
Kahvaltı sonrası stratejime ve ne yapmam gerektiğine karar verdim.
Eve uçarak döndüm. Metni tekrar yazdım. Anneme ve Sevinç’e de gönderdim. Metni herkes çok beğendi. Sorun, bunu 18 dakikada doğru ve etkili bir şekilde doğaçlama sunabilmemdi. TED konuşması olduğu için gergindim. Bir türlü rahat edemiyordum.
Abartmıyorum, yüzlerce kere konuşma metnini okudum. Ve “tamam” dediğim noktada, konuşmamı kaydedip Sevinç ve anneme gönderdim. Hatalarım vardı ancak daha iyi olduğum söylendi. Barış’ı bir iki kere aradım, ulaşamadım. Barış “tamam” demediği sürece hazır hissedemiyordum. Ertesi gün anneme gidip sahne performansımı ona yapacaktım. Yüzde yüz olmasa da beğendi. Sonra Barış’a ulaştım. Metne birebir bağlı kalmadan sunabileceğimi, önemli olanın duyguları net ifade etmek ve sohbet gibi sunmak olduğunu söyledi.
Sunumumdan bir gün önce sürekli konuşmamı revize ettim ve sunumumu ayna önünde yaptım.
Pazartesi sabahı sunumumu yapmak için Diyarbakır’a uçtum. Daha önceden tanıdığım ve bana sponsor olan Diyarbakır Ticaret Odası Genel Sekreteri Murat Demir beni karşıladı. Beni daha önce de TED için önerdiğini söyledi. Ancak beni bu sefer öneren o değildi. Oğlu Baran’dı!
Olay şöyle olmuş: Baran, TED konuşmamdan iki hafta önce JCI Avrasya için yapmış olduğum başka bir sunumumu izlemiş ve çok etkilenmiş. Konuşmam esnasında hemen Yusuf Mutlu’yu aramış ve beni önermiş. Her sene bir kere düzenlenen TEDxSur’a 7-8 konuşmacı davet ediliyormuş. Beni de son dakika davet etmişler. Zaman nedeniyle kabul etme ihtimalini de çok düşük tutmuşlar.
Diyarbakır’da otel odamda konuşmamın defalarca ayna önünde pratiğini yaptım. Son dakika aklıma güzel fikirler geldi. Sürekli “daha iyi yapmalıyım” psikolojisi içindeydim.
Sunum günü odamda heyecanla bekliyordum. Konuşmama iki saat vardı. Beni alacak olan Baran kaza yapınca, bir saat gecikmeyle geldi. Etkinlik yerine gelince salona girdim. Salon oldukça büyüktü.
Ve o an geldi.

Konuşmamdan bir dakika önce kalbime bir ağrı girdi. Ne olduğunu anlamadım. Bir süre nefes alamadım. Hemen dışarı çıktım. Derin nefes alıp verdim. Sakinleşince ağrı geçti. Birden konuşmam aklımdan gitmiş gibi geldi. Sanki konuşmamı unutmuştum. 18 dakikalık konuşmam esnasında ya takılırsam ne yapardım? Plan B yoktu. Yapacaktım. Başka yolu yoktu!
Sahneye çıkmadan önce diğer konuşmacılarla tanıştım. Her biri birbirinden değerliydi. Bu da bana kendimi değerli hissettirdi.
Sonra bir şeyi fark ettim. Sahnede kırmızı halı yoktu. Yine başka bir kaza olduğu için kırmızı halı konuşmama yetişmeyecekti. Bu beni derinden üzdü. O kırmızı halı üzerinde konuşmayı hayal etmiştim. Ancak yetişmesi imkânsızdı. Bir de sahnede süreyi kontrol etmek için saat istemiştim. Sahnenin sağ tarafında ekran üzerindeki süreye bakmam söylendi. Gözüm bozuk olduğu için konuşma esnasında süreyi göremeyecek kadar ufaktı. Yapacak bir şey yoktu. 18 dakikanın altına düşmemem gerektiği söylenmişti.
Ve en sonunda sahnedeydim.
19 Mayıs’ta konuştuğum için onur duyduğumu belirterek konuşmama başladım. Salondan bir alkış geldi. Konuşmamı yaparken birkaç kere bir şeyi atlıyor muyum hissine kapıldım. %95 metne harfiyen sadık kaldım. Salonda beklediğimden az izleyici vardı. Salonun kapasitesi 1000 kişinin üzerindeydi. Konuşmamın sonunda bir alkış aldım. Beklentim konuşma esnasında da almaktı. Konuşmamın belli yerlerinde yapmış olduğum anekdotlara yüzlerdeki tebessümü görüyordum. Ama beklediğim alkış gelmedi.
Sunumum bitti. Derin bir “oh” çektim. Konuşmamdan memnundum. Konuşmamın süresini sordum, 20 dakika konuşmuştum. Ancak YouTube’da yayınlanana kadar içim rahat etmeyecekti.
Çok mutluydum. Yıllardır beklediğim davet gelmiş, TED sahnesinde yerimi almıştım. 36 yaşında ilk sunumumu yapmıştım. 26 sene sonra çok çalışarak bu noktaya gelmiştim. Hiçbir başarım uzun vadede benim için yeterli olamaz çünkü daha iyi olmam için çalışmaya devam etmem gerektiğini biliyordum. Bu benim yaşam felsefem.
Beni öneren sevgili Baran’a, sevgili sponsorum Diyarbakır Ticaret Odası’na, destekçim sevgili Murat Demir’hazırlanmama katkılarından dolayı sevgili eşime, özellikle anneme (bana son dakikaya kadar Reiki gönderdi, en az benim kadar heyecanlandı, beni cesaretlendirdi. Babamı yeni kaybetmiştim. Onun da bu başarıma tanıklık etmesini çok isterdim.), sevgili TED konuşma koçum Barış Güleç’e ve güzel ve etkili konuşma eğitmen/koçu Sevinç Satıroğlu’na katkıları için minnettarım.
Bundan sonraki süreçte, konuşma metnimi ve YouTube’da yayınlanınca konuşma videomu sizle paylaşacağım.
Umarım heyecanımı sizlere de geçirebilmişimdir. Sırada ne var…
Sevgilerimle
Taner Özdeşim