62. Yaşıma Girerken…

0 0 votes
Puanınız

👁️ 272 Okunma

Bu yazımı, doğum günüme dört dakika varken yazmaya karar verdim. Beni takip edenler bilir. Olabildiği kadarıyla bilgimi, deneyimi ve yaşam biçimimi paylaşmaya çalışırım. Çevremdekilere yardım etmeyi ve öğrendiklerimi paylaşmayı severim.  Çoğunlukla, tanımadıklarıma da yardım etmekten ve bilgimi paylaşmaktan kaçınmam.

Bu satırları yazarken, yandaki odadan bize bu hafta sonu için konuk olan sevgili torunum Lâl’ın ağlama selenleri geliyordu. Bebekler, gereksinim ve isteklerini belirtmek için ağlamayı kullanır. Bu ilk seviye etkileşim ve iletişim biçimi, bizim için yönetmesi ve başa çıkması zor bir durum olabilir. Biyo-psiko-sosyal bir canlı olan insan, doğduğu andan itibaren tek başına yaşamını sürdüremez. Her zaman başkalarına bağlı olarak büyür ve yaşar. Ancak sadece fiziksel gereksinimlerin karşılanması yeterli değildir. Saygı, sevgi, ilgi, onaylanma ve değ er katma gibi bilişsel ve duygusal gereksinimler de karşılanmadığında, kişi, mutsuz olur.

Bir bireyin kendini inşâ etmesi oldukça zorlu bir süreçtir. Belirli bir yaşa kadar, yeterince yeğleme ve seçim yapma olanağı bulunmadan, sürekli dış dünyanın etkisi altında kalır; ne yapmaması ve yapması gerektiği konusunda sürekli yönergeler alır. Bu durum, kişinin kendini yetersiz ve değersiz bulmasına neden olabilir. Yeterince saygı ve sevgi görmediğinde ise bu eksikliği gidermek için farklı, uyumlu olmayan ve orantısız yöntemlere başvurabilir.

Kendimi kitaplarımda, günlük paylaşımlarımda anlatmaya çalışıyorum. Bu çabam, kendimi daha iyi tanımama müthiş bir katkı sağlıyor. Toplumsal kişiliğim ve yüksek enerjim, daha güçlü yanlarım. Sabırsız ve sıkılgan olmak, sonuç odaklı olmam ve ayrıntılardan sıkılmam ise güçsüz yanlarım.

Kendimi geliştirme yolculuğumda, “konfor alanım” dan çıkmak için her zaman azim gösterdim. “Kendini neden bu kadar zorluyorsun?” “Biraz dur!” “Kendini çok yoruyorsun!” -Annemden sürekli duyduğum sözler.- Altmış yaşımda yavaşlamadım mı? Yavaşladım. Kendimle daha çok zaman geçirmeyi, yalnız kalmayı ve zaman zaman boş zaman geçirmeyi daha çok sevmeye başladım.

Etkinliğimde ve enerjimde bir değişiklik oldu mu? “Olmadı. Tersine daha çok üretiyorum.” Merakım, sanırım en önemli güdü kaynaklarımdan. Youtube kanalımda konuk ağırlamaktan çok mutlu oluyorum. İşimin yanı sıra kitap yazmak, eğitim vermek, koçluk yapmak, YouTube’da söyleşi yapmak, çoğu kişi için tam zamanlı uğraş; benim içinse dinlenme, dolma ve donanma zamanı.

Ağ oluşturmak, benim için yaşam biçimi. Çoğu kişi gibi ağ/çevre oluşturmaktan(networking) anladığım farklı. Ağ oluşturmayı, birilerini birbiriyle tanıştırmayı seviyorum. Bugün, LinkedIn’den on yıl önce birlikte iş yaptığım birinden ileti geldi. Kendi İngiliz’di. Eşi, uluslararası bir Türk yazılım şirketine iş başvurusu yapmıştı. Hem görüşlerimi soruyor, hem de destek için yardım istiyordu. Beni aramasını söyledim. Yeterince zamanım olmamasına karşın telefonda yarım saat görüştük. Bu tür yardımlar bana mutluluk veriyor.

Sabah, erkenden, pilatese gittim. Öğleden sonra da aynı şirkette kişisel gelişim üzerine bir eğitim verdim. Arada boşluk da vardı. Evime yakın Mac spor kulübüne gittim. Buhar ve duş alıp çıkacaktım. Ertesi gün, doğum günümdü ve kendime ödül vermek istedim. Kapıdan girdiğimde spa yetkilisi Melike’yi gördüm. Her zamanki gibi yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. 😊 Doğum günüm olduğunu söyledim. O da “Size yeşil çay vereyim.” dedi. Biraz sohbet ettik. Melike’nin yaşama farklı bir bakış açısı vardı. Farklı yaşamlar, bana her zaman enerji verir. Zevkle dinledim. Birlikte fotoğraf çektirmek istedim. Fotoğraf çektirmekten hoşlanmadığını, hatta hiçbir fotoğrafı olmadığını söyledi. Benim gibi neredeyse her anını paylaşan biri için oldukça ilginçti.

Sonra soyunma odasına geçtim. Bir hocayla ayaküstü sohbet ettik. Enerjimin yüksek olması nedeniyle ne iş yaptığımı sordu. Anlatınca, “Anlamıştım!” dedi ve “Çok hoş bir enerjiniz var.” diye ekledi.

Enerjimin yüksek olması, çevremdekilerin de daha iyi hissetmesini sağlar. Bu yönümü çok severim ve olabildiğince olumlu yönde kullanmaya çalışırım.

Kendimi ödüllendirmek için “City’s”de dolaşmaya başladım. Gözde markam, Bluemint’e girdim. Alışveriş yapmak istemiyordum. Mağazadaki satış danışmanının (Gülşah Gül) da yönlendirmesi ile kendime bir kazak aldım. Ayrıca, ceket gibi kullanılabiliyordu. Kendimi daha iyi hissettim. Sonrasında sunumuma hazırlanmak için eve geçtim. Kendimize ödül vermek, çoğumuzun boşladığı bir durum olabilir.

Bu yıl, yakın bir arkadaşım aracılığıyla kendime yapay zekâ asistanı için program yazdırdım. Belirli konularda fikir alışverişi yapıyorum. Bazen konuklarıma soracağım sorular üzerinde bana önemli sorular buluyor. Yeni yaşımla ilgi bana bazı sorular sormasını istedim. Yanıtları şöyle;

Altmış bir yaşında kendinize sorabileceğiniz bazı önemli sorular, yaşamınızı değerlendirmek ve geleceğe yönelik planlar yapmak açısından yararlı olabilir. İşte bazı öneriler…

Sağlık ve Refah

  • Fiziksel sağlığım nasıl? Düzenli olarak doktor denetimlerim yapılıyor mu?
  • Beslenme alışkanlıklarım yeterince sağlıklı mı? Günlük beslenmeme dikkat ediyor muyum?
  • Egzersiz yapıyor muyum? Etkin bir yaşam biçimim var mı?

Kişisel Gelişim

  • Yeni beceriler kazanmak için fırsatlar oluşturuyor muyum? Hangi alanlarda kendimi geliştirmek istiyorum?
  • Hedeflerim var mı? Kısa, orta ve uzun süreli hedeflerim neler?

İlişkiler

  • Ailemle ve arkadaşlarımla ilişkilerim nasıl? Bu ilişkileri güçlendirmek için neler yapabilirim?
  • Yeni kişilerle tanışmak için fırsatlar oluşturuyor muyum? Toplumsal ilişkilerimi genişletmek için gerekenleri yapıyor muyum?

Mali Durum

  • Mali durumum ne kadar dengeli? Emeklilik planlarım yeterli mi?
  • Gelecek için tasarruf yapıyor muyum? Mali hedeflerim neler?

Yaşam Tarzı

  • Hobilerim ve ilgi alanlarım neler? Bu etkinliklere ne kadar zaman ayırıyorum?
  • Yaşamımda yeterince denge var mı? İş, aile ve kişisel zamanımı dengede tutabiliyor muyum?

Gelecek

  • Yaşamdan ne/ler bekliyorum? Hangi deneyimleri yaşamak istiyorum?
  • Yaşamımı nasıl daha anlamlı duruma getirebilirim? Başkalarına yardım etmek, gönüllü çalışmalara katılmak gibi yollar düşünüyor muyum?

Yapay zekâ konusunda ne mi düşünüyorum? Olumlu yönlerine bakmak istiyorum. Bugün, kullanıma giren her yeni teknoloji aracı, hem iyi amaç, hem de bir tehdit olabilir. Bunun en güzel örneklerini atom ve internette gördük. Atom bilgisi, atom bombasına dönüştü, internet de korsanların elinde dünyayı tehdit ederken, uyuşturucu, kumar, porno ve her türlü kötülük, internet üzerinden yapılıyor.

Her hafta düzenli tenis oynarım. Tenis arkadaşlarımdan biri de Alber…Yetmiş iki yaşında. Benim için harika bir örnek. Emekli olmasına karşın oldukça etkin bir yaşam sürüyor. Yeni bir dil bile öğrenmeye çalışıyor.

Emekli olma düşüncesi, sürekli önüme çıkan bir konu. “Taner, artık emekli ol, yaşamın zevkini çıkar.” Eğer, ben yaşamımdan zevk alıyorsam, emeklilik düşüncesi bana çekici gelmiyor.

Bir gün uçakla Dubai’den dönüyordum. Uçuş sırasında film izlemek istedim. Roger Federer’in, “Son 12 Günü” belgeselini ne zamandır izlemek istiyordum. İzlerken göz yaşlarımı tutamadım. Neden ağlamıştım? Çok seyrek ağlayan biriyim. Sonra sakince düşündüm. Federer ile aramda çok sayıda ortak nokta bulmuştum. Benim de emekliliğim yaklaşıyordu. Yaşamdan değil profesyonel yaşamdan. Çalışmaya devam edecektim. Ancak, kırk yılın üzerinde 9.00 – 18.00 çalışan biri için -her ne kadar hiçbir zaman sevmesem de- zaman yönetimini özgürce deneyimlemek de benim için ayrı bir dönem olacak. Federer de tenisi bırakırken göz yaşlarına hâkim olamamış, sonrasında takip ettiğim kadarıyla yeni yaşamına uyum sağladığını gözlemliyorum. Benim için harika bir örnekti.

Federer, başarısını taşırken gösterdiği hafifliğin yanı sıra zarif oyun biçimiyle de övgü alıyor.

Ancak bir sahnede, eskiden birinci sırada olmasına karşın, kendine yöneltilen, kaybettiğinde bile her zaman yeterince çabalamadığı yönündeki suçlamalara yanıt veriyor.

Federer, “Bunun ne anlama geldiğini tam olarak anlamadım.” diyor ve ekliyor… “Homurdanmam mı gerekiyor, daha fazla terlemem mi gerekiyor, daha fazla bağırmam mı gerekiyor, rakiplerime karşı daha sinirli olmam mı gerekiyor?”

“Denedim ama hepsi bir oyundu.” diyor ve ekliyor… “Bu, benim kişiliğim değil!”

Benim de davranışlarımda eleştiri aldığım yönler var. Bunları tabii ki törpülemeye çalışıyorum. Bunu yaparken, özümü kaybetmekten de korkuyorum. O nedenle, bazı kusurlarımı kabul etmeye devam ediyorum. Kendimi olabildiğince tanıdığımı düşünüyorum.

Yaşamımı otuz dört yaş önce ve sonrası olarak kitaplarımda anlatıyorum. Kimse aynı olanak ve koşullara sahip değil. Çoğu olanağımı kendim oluşturduğumu düşünüyorum. Bitmeyen merakım ve daha iyi arayışım beni sadece diri tutmuyor, düşünsel ve duygusal olarak da genç kalmamı sağlıyor.

Yine bir gün bir iş ortağımla yemek yiyordum. Yemeğin ortasında bana döndü ve “Size bir şeyi samimice sorabilir miyim?” “Tabii ki.” dedim. “Yüzünüzü yaptırdınız mı?” Gülümsedim. 😊 Bedenime iyi bakarım. Ancak bir müdahalede bulunmadım.😊 Saçlarım konusunda da buna benzer sorular alırım. Saçlarımda beyazlar, her yıl biraz daha artıyor. Ancak siyah saçlarımın olmasından dolayı mutluyum. Genç hissetmek, çok hoş. Ancak, saç, göz, diş ve cildin de yeterince genç ve işlevsel olması gerek ki bir bütün olalım.

Kendime daha iyi bakmaya çalışıyorum. Spor yapmak, olabildiğince yürümek, sağlıklı beslenmek, yeni kişilerle tanışmak, kitap okumak, eğitim vermek, gözlemlemek, bol bol gülmek ve kahkaha atmak… Yaşamın bizim onu sevdiğimiz kadar bize cömert davrandığını düşünüyorum.

Dünya ne kadar değişirse değişsin, insanın temel duyguları değişmez. O nedenle, neleri düşünebildiğimiz ve hissedebildiğimize göre yaşayabiliyoruz. Stefen Zweig şöyle demiş… “Artık kişileri daha çok bana iyi gelip gelmedikleriyle değerlendiriyorum. Onlarla birlikte olduğumda kendimi daha iyi hissedip hissetmediğimi kendime soruyorum.”

Kendini gerçekleştirebilmiş kişileri incelemek, bize kendi yanlışlarımızı, eksikliklerimizi ve ne yöne doğru geliştiğimizi görme olanağı verir. İlerlemek istiyorsak, çevremizdeki başarılı kişileri örnek almak, kendimize daha iyi ve başarılı biri olmak üzere yeni hedefler koymak gerekir.

“Dünya, daha iyiye mi yoksa kötüye mi gidiyor?” Buna farklı bir yanıt vermek isterim. Dünya, ileri gidiyor. Değişiyor. Buna uyum sağlamak da kolay değil. Sosyal medya ve yapay zekâyla gereksinimimizin çok üzerinden bilgiye ulaşabiliyoruz. Bunu nasıl yarara dönüştürebiliriz? Bu da kişinin sorumluluğu…

Carl Gustav Jung’un şu sözünü de anımsayalım… “Kıyaslamayın, karşılaştırmayın. Başka hiçbir yol sizinki değildir. Öteki tüm yollar, sizi kandırır ve ayartır. İçinizdeki yolu takip etmelisiniz.”

Mutluluğumuz, her şeyden çok, beklentilerimize bağlıdır. Dolayısıyla da çoğu zaman, çoğumuz için daha iyiye gitme eğiliminde olan bir dünyada, hedefi yerinden oynatmadan durabilmek önemli bir yaşam becerisidir. Aynı zamanda da en zorlarından biri.

Montesquieu de 275 yıl önce şöyle yazmış… “Eğer sadece mutlu olmak isteseydik, bunu kolayca başarabilirdik ama biz başkalarından daha mutlu olmak istiyoruz ve bu her zaman için zordur; çünkü başkalarını gerçekte olduklarından daha mutlu sanırız.” Sosyal medya da bunu çok güzel başarıyor.

“Kahretsin! Neden değişemiyorum?!”

Bunun yolunun, kötü ya da bize yarar sağlamayan alışkanlıklarımızdan kurtulma ve yolumuzu açacak yeni ve yararlı alışkanlıklar kazanmaktan geçtiğini belirtmek isterim. Her yeni kazanım, bize yepyeni ve bambaşka bir alan açabilir.

Buda’nın bilge bir öğretmen olduğunu duyan biri, heyecanla yanına gider. Yaşamında aşamadığı sorunlar vardır ve Buda’nın ona yol göstereceğini düşünür. Yakınmalarını ard arda sıralar;

“Çiftçilik yapıyorum ama yağış yeterli olmuyor!”

“Karımı seviyorum ama kimi zaman çok üstüme geliyor!”

“Çocuklarım iyi ama bazen yeterince saygı göstermiyorlar!”

Anlatıp bitirdikten sonra, dertlerine bir çözüm bulması umuduyla Buda’ya bakar. Buda, sakince yanıt verir: “Bu konularda sana yardım edemem.”

Adam, bu beklenmedik yanıt karşısında şaşırır ve nedenini sorar. “Herkesin sorunları vardır.” der Buda. “Her birimizin farklı farklı seksen üç sorunu var. Biriyle uğraşıp çözdün diyelim, hemen bir başkası yerini alır. Bazıları çözümsüzdür, örneğin bir gün öleceksin, sevdiklerini kaybedeceksin.”

Adam sinirlenir. “Seni bana yol gösterecek bir kılavuz sanmıştım!” diye bağırır. “Senin öğretilerin ne işe yarar o zaman?”

“Belki de seksen dördüncü sorununu çözmende yardımcı olur.” diye yanıtlar Buda.

“Seksen dördüncü sorun ne?” der adam.

“Yaşamında hiçbir sorun istememen.” der Buda.

“Herkes kendi talihinin mimarıdır!” Ben de kendi yaşamımı devam ettirmeye, kendime yeni hedefler, uğraşlar ve hobiler bulmaya devam edeceğim. Daha önemlisi, insanlık için yazmaya, paylaşmaya ve öğretmeye…” Daha önemli odağım ise sevgili torunum, Lâl. Onunla olabildiği kadar çok zaman geçireceğim ve dünyayı onun gözüyle tekrar deneyimleyeceğim.

Warren Buffett, itibar oluşturmanın yirmi yıl aldığını, yok etmenin ise beş dakika sürdüğünü söyler. “Saygı/itibar” ve “güven”, daha öncelikli değerlerim olmaya devam edecek…

Yaşamıma değer katmış. Benimle birlikte gerektiğinde yürümüş. Bana ışık olmuş. Zor günümde ve daha önemlisi iyi günümde de yanımda olan aileme, dostlarıma ve arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız…

Dünyada ne yapıyorsak ve başarıyorsak, öteki kişilerin yardımı, iş birliği, iş bölümü ya da görüsüyle gerçekleştiriyoruz. Bunu da sürekli anımsamaya çalışıyorum…

Sevgilerimle,

Taner Özdeş

Bu yazının dil bilgisi düzenlemeleri,
FaRkLaR Kılavuzu/Sözlüğü (FaRkLaR.net)
tarafından sağlanmıştır.

0 0 votes
Puanınız
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x