5 kişi, Nasıl 750 Kişiden Daha Değerli Olabilir?

0 0 votes
Puanınız

👁️ 224 Okunma

Bu hafta, yazı yazmayı düşünmüyordum. Ancak, beş çok zenginin 250.000’er dolar vererek, Titanik’in kalıntılarını gezmek için denizaltı kiralaması ve sonunda ölmesi, bende de bu konuda bazı ayrıntılara değinme isteği oluşturdu.

Basında,her gün, yüzlerce kişinin göç ederken öldüğüne tanık oluyoruz ve kimsenin kılı kıpırdamıyor. Aynı düşünce ve duyguları, her gün oluşan trafik kazalarında ve birbirini farklı nedenlerle öldürenlerin haberlerinde de yaşıyoruz. ☹Kaçında, gerçekten üzülüyor ve derinden etkileniyoruz?

Eğer “İnsan” isek, her talihsiz ölüm karşısında aynı düşünce ve duyguları yaşamamız gerekmez mi? Yaşanılan trajik durum ve felâketler, kendimizden ne kadar uzaksa o kadar az düşünüyor, duyumsuyor ya da inanç ve değerlerimize ters düşmediği sürece her türlü dehşete, habere, trajik olana,düşünce ve duygularımızı kapatıyoruz.

Bazı kişilerin, ötekilerden daha duyarlı, şefkatli ve hoşgörülü olduğunu biliyorum.Bilimsel araştırmalar, bu kişilerin zihninin, ötekilerden farklı olmasından kaynaklandığını ortaya koyuyor.  Basın ve sosyal medyada paylaşılan haberlerin bazıları bizi çok etkilerken, bazıları ise umurumuzda olmuyor.

Bu durumu ben de yaşıyor ve kendimi zaman zaman sorguluyorum. İyi bir bireysem, neden her maruz kaldığım habere aynı biçimde tepki vermiyorum?

Sanırım, kişi, yaşlandıkça yaşadığı olumsuz deneyimlerden dolayı yaşama ve başkalarına yönelik düşünce ve duygularında daha duyarsız ve tepkisiz olabiliyor. Savaşta, insan öldüren bir askeri düşünün. Vatanı için masum kişileri“öldürmek zorunda kalıyor”. Durumun üzücü tarafı, bunu yaparken hiç vicdan azabı çekmiyor. Kendi inanç ve değer sistemi ile “kendini masum kabul ediyor”, pişmanlık duymayabiliyor. Birinin, başka birini gözünü kırpmadan öldürmesi nasıl olanaklı oluyor?

Öte yandan, her gün çok sayıda ve “bizim için” öldürülmüş “hayvanı yiyoruz”. Bu konuda en ufak bir vicdan muhasebesi yapmayanlar çoğunlukta. Bundan daha da şaşırtıcı olanı, zevk ve hobi amaçlı olarak doğal yaşamında bulunan çok sayıda hayvanı vuran ve sonra da bununla“övünenleri” görüyoruz ne yazık ki.☹ Farklı inanç ve değerler, farklı tepki ve davranışlara neden oluyor.

“İnsan”, nasıl bir var olan?

Din, ırk, milliyet, renk, ideoloji, toplumsal durum, cinsel tercih, yaşam biçimi, giyim/kuşam ve eğitim nedeniyle bireyler arasında ayrımcılıklar yapılıyor. İnsanlığın, teknolojide gelişirken, insanlığına aynı başarıyı gösterdiğinden pek söz edemeyiz.☹

Başta kendi adıma ve herkes adına, bu konularda gelişmemiz, vazgeçmemiz ve ilerlemem/iz gereken çok fazla tutum ve yol var diye düşünüyorum.

5 kişi mi “daha değerli” yoksa 750 kişi mi? Neye göre?

Ölen beş kişi kimdi? Ölenler arasında, geminin pilotu olan OceanGate CEO’su Stockton Rush, İngiliz milyarder kâşif Hamish Harding, Fransız Titanik uzmanı Paul-Henri Nargeolet, Pakistanlı işadamı Shahzada Dawood ve 19 yaşındaki oğlu Süleyman vardı.

Beş kişinin arasında sadece iki milyarder vardı. Basın, yine “abartarak” bu sayıyı beş yapmıştı. Yine de bu trajik duruma verilen haber değeri, çoğu göç trajiğine göre kat ve kat abartılıydı. Çevremizde yaşanılan felâketlere ne kadar duyarlıyız? Yakın zamanda yaşadığımız depremin üzerinden sadece dört ay geçti ve unutuldu. “Ukrayna – Rusya savaşı”, basında bile yer almıyor. Siyaset, spor ve ekonomi haberleri ise medyanın neredeyse tamamını dolduruyor.

Sevgili Fehmi Atican’a da yazımı gönderdim.  Yazımı okuduktan sonra başından geçen şu öyküyü paylaştı.  “Üniversite döneminde ve öğrenci evindeyken sokaktaki kedileri besliyorduk. Kedilerden birine armağan olarak tasma aldık ve ona ad verdik. Tüm mahalleli, kediyi, koyduğumuz adıyla bilir olmuştu. Daha sonra ilginç bir dizi gelişme daha takip etti. Mahallede çoğu kişi onu tanıyordu, mama veriyordu, dükkanından içeri girmesine izin veriyordu. Kısa süre içinde çevredeki kedilerden daha üst bir konuma geçmişti. Öte yandan, 750 kişilik göçmen teknesinde bir kişinin bile adı, mesleği, yaşamına dair bir özelliği ortaya atılmadı! Zihnimizde tanımladığımız ‘değerler’, dış etkenlerle kolayca değiştirilebiliyor. 750 göçmenin o teknedeki koltuk ücreti hiç gündem oldu mu? ya da değeri $250.000 ile karşılaştırıldığında, yanıt, kendini doğuruyor.”

İstanbul sokaklarında da yürürken, farklı renk, dil ve giyim tarzına sahip kişilere rastlıyorum. Bu sayı, her geçen gün artıyor. Yurtdışında yaşayan arkadaşlarım, bu durumun dünyanın çoğu büyük kentinde aynı biçimde olduğunu söylüyor. Göç, yoksulluk ve çaresizlik nedeniyle dünyaya yayılırken, zenginler, göç edenleri ucuz işçi olarak çalıştırmanın “avantajını yaşıyor”. “Ne kadar adâletsiz değil mi?” ☹

Netflix’teki dizilerden birinde, eski krallıkları izlerken şaşkınlığa düşüyorum. Dünyayı “bu seviyedeki” kişiler nasıl yönetebiliyor? Skandal olmuş Sussex dükü Prens Harry ve dizi oyuncusu Meghan Markle evliliği, tüm normları altüst etti. Yaptıkları ne kadar doğruydu? Prens Diana’nın başına gelenler, yıllarca konuşuldu. Amerika’da öldürülen dört başkan, Lincoln, Garfield, McKinley ve Kennedy, ülkemizde de suikasta uğrayan onlarca gazeteci, neden ve nasıl öldürüldü?

Bireyler, değişimden korkuyor. Dünyayı yöneten “güç odakları”, kim olursa olsun, tehdit gördüğü kişileri ortadan kaldırıyor. Kim olursa olsun!

Bir kişinin gerçek değerinine ve “kim” belirler?

Soyadı, ailesi, toplumsal durumu, eğitimi, varlığı ya da sahip olduğu mevki… Dünyayı yönetenler konusunda fazla bilgim yok. Ancak Forbes, 2023 yılı itibarı ile dünyadaki en zengin 25 kişiyi sıraladı. Dizindeki adların toplam varlığı, 2,1 trilyon dolar oldu. Karşılaştırabilmek için, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2022’ye ilişkin üretim yöntemiyle hesaplanan Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) sonuçlarını şöyle açıkladı. 15 trilyon 6 milyar 574 milyon lira olarak gerçekleşti. Yani 600 milyar dolar.

Gelir adâletsizliğinin nedenlerinden biri de eğitim eşitsizliği. Beslenmenin de IQ üzerindeki etkileri  bilimsel olarak kanıtlanmış. Anne ve babanın, bir çocuğun gelişimindeki payı azımsanamayacak kadar çoktur. Tüm olumsuzluklara karşın, dünyada çok sayıda başarı öyküsüne tanık oluyoruz. Doğuştan fiziksel yeteneğe sahip sporcular, sanatçı, yazar, müzisyen ya da girişimcilere de sıkça rastlıyoruz. Bunların dünya nüfusuna oranı on binde birolsa… Dünya nüfusu, 8 milyar.  Sayı olarak 800.000 kişi yapar. (Bilimsel değil örnektir!) Kuramsal olarak o 800,000 kişinin arasına girmemizi kimse engelleyemez! “Kendimiz dışında!”

Dünyadaki en varsıl 42 kişinin mal varlığı, dünya nüfusunun %50’sine karşılık gelen, 4 milyar kişiyle eşittir. En varsıl 10 ülkenin geliri de en yoksul 10 ülke gelirinin tam 77 katıdır. Küresel adâletsizliğin bu kadar rahatsız edici boyutlarda olması ve servetin bu kadar adâletsiz paylaşımı, ne yazık ki beraberinde (mutlak) yoksulluk, çatışmalar, açlık gibi başka toplumsal sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Küresel Yoksulluk ve Adâletsizliğin Nedenleri

Dünyada “aç ve yoksulların bulunması”, gıda, ilaç ya da kaynak eksikliği nedeniyle değil var olan zenginliğin ve fırsatların âdil bir biçimde dağıtılmamasındandır. Küresel adâletsizliğin bugünkü boyutlarına ulaşması; uygulanan “ekonomi politikaları”ndan, toplumsal ve ekonomik kalkınma konusundaki yanlış siyasetten, Batılı ülkelerin sömürü düzeninden, dünya nüfusu içindeki küçük bir öbeğin açgözlülüğünden kaynaklanmaktadır ne yazık ki.☹

Örneğin, Afrika’nın kamu zenginliğinin %30’una denk gelen 500 milyar doların, vergi cenneti olan ülkelerde tutulduğu bilinmektedir. Bu paradan elde edilecek vergi geliri, yaklaşık olarak 14 milyar dolardır. Bu, Afrika’daki 4 milyon çocuğun yaşamını kurtaracak gerekli sağlık altyapısının inşâ edilerek tüm Afrikalı çocukların eğitim alabilmesi için yeterince öğretmeneiş olanağı sağlayacak bir orandır. Yine Venezuela gibi petrol zengini bir ülkede bugün milyonlarca kişininyoksulluk ve hatta açlık sınırında yaşamasının sorumluluğunu sadece Batılılara yüklemek, “sorunun yalnızca bir bölümünü görmek” demek olacaktır.

Konuyu istatistiklere boğmak istemiyorum. Şuraya bağlamak istiyorum. Evet. Bireyler, eşit doğmuyor. “bireyin, doğduğu coğrafyanınyazgısı olduğu” söylenilir. Bu, geçmişte doğru olabilirdi.Bugünkü göç olanakları ile kişi, doğduğu yerden farklı bir yerde yaşayabilir ve çalışabilir.

Refahın da tek başına mutluluk getirmediğine sürekli tanık oluyoruz. 250 milyon doların üzerindeki 5 çok zenginin deniz altı kiralayarak Titanik’in kalıntılarını görmek için ölümü göze alması ve trajik bir biçimde ölmesi, sahip oldukları varlığın yeterli olmadığını, “daha fazla adrenalin, macera, değişiklik ve heyecan arayışı” içinde olduklarını gösteriyor. Burada pek sorun yok diye kabul edebiliriz. Sorun, dünyanın her gün yaşanılan trajik göçler nedeniyle binlerce kişinin ölümüne gözlerini kapayıp “beş kişi”nin kurtarılmasını bu kadar önemsemesidir.

Dünyadaki gelir adâletsizliği bitmez. Bu konudaki düşüncemi ve kişilerin geleceğini belirleyen unsurları, “Kişinin benlik ve dünya algısı, eğitim seviyesi, kendini geliştirme ve ne yapmayabileceği (ihtiyâr) başta olmak olmak üzere zorluklar karşısındagösterdiği çabası, kararlılığı ve tutumu olarak sayabilirim. Tabii ki bir amaca ve hedefe sahip olmak, başarıda süreklilik için olmazsa olmazdır.”

Geçen gün, şirketteki sürücülerden biri ile sohbet ediyorduk… “Bayramda nereye gidiyorsun?” diye sordum. “Param mı var?!” diye yanıt verdi. İki çocuğu varmış. Neden yeterli gelire sahip olmadan iki çocuğu olduğunu sordum. Yanıt olarak, “Ne fark eder ki? Bu pahalılıkta kimse geçinemez!” diye söylendi. Bir gün, yine birlikte metro ile bir yere gidiyorduk. Rumelihisarı’nda bir yemeğe davetliydim. Sarıyer’de oturduğundan, birlikte metro ve otobüsle bana eşlik etmesini istemiştim. Metro’nun içinde bir müzisyen gördük. Kemençe çalıyordu. Kadın kuaförüymüş hem de. Bana döndü… “Ben, her yerde kemençe çalarım. Ancak, bu biçimde, hayatta çalmam.” dedi. Kuaförlük konusunda teklifler de geliyormuş gelmesine fakat tam zamanlı çalışacağı işleri kabul edemiyormuş. Kendine ek gelir oluşturmanın öneminden ve para biriktirme alışkanlığından söz ettim. “Öyledir!” dedi.

Hiçkimse, bir günde yaşam seviyesini artıramaz. Ancak, azimle ve disiplinle,yavaş yavaş gelirimizi ve birikimlerimizi artırıyoruz. Ona şu öneride bulundum… “Önemli olan, ne kadar kazandığından çok, ne kadar harcadığın.Kazancından fazla harcarsan ve sürekli kredi kartından en alt tutarı ödeyerek borçlanırsan, hiçbir zaman istediğin gelire ve refaha sahip olamazsın. Sabırlı olmalısın!”

İşin sırrı, kazandığımız seviyede harcamak, bilinçli biçimde çocuk sahibi olmak ve az tüketmek. Gelirimiz artarken, harcamalarımız da artarsa birikim yapamayız. “Giderlerimizin”, gelirimizden az olması gerekir.

Dünya, adâletsiz. Bunu biliyoruz. Bireyler, düşündüğümüzden bencil ve duyarsız olabiliyor. Dünyayı ve bireyleri eleştirerek, şikâyet ederek ya da öteki kişileri suçlayarak bir yere varamayız. Öncelikle ne yapmayabileceğimiz ve elimizdekiler ile ne yapabileceğimize odaklanmalı, elimizden gelenin en iyisini yapmalı ve en önemlisi de israftan kaçınmalıyız.

Sevgili Hülya Mutlu, “Bu, Bir Yatırım Tavsiyesidir” adlı son kitabının önsözünde şöyle yazmış: “Nasıl bir döneme denk geldik? Hiçbir şey yolunda gitmiyor. Dünyanın, ülkenin talihsizlikleri hep bizi buldu!” diye “hayıflanan” çok fazla kişiye denk gelince bu kitabı yazmaya karar vermiş. Epiktetos, “Hiçbirimiz, kendi seçtiğimiz anda doğmadık. Dünyanın bize gereksinimi olduğu zamanda doğduk. Bireyler, yerküreye, varoluşa, dünyanın dönüşüne hizmet eder. Önemli olan, burada olduğumuz zaman ve koşullarda üzerimize düşeni yapmaktır!” der.

Benim de yaşama bakışım, “Bulunduğum dönemde, dünyaya ve insanlığa, olumsuz koşullarda, ‘Bu zorluklara karşın ne yapabilirim?’ ve olumlu koşullarda ise ‘Daha ne yapabilirim?’ biçimindedir. Dünyanın daha iyi bir yer ve koşullarda olabilmesi için hangi katkılarda bulunabilirim?…”

Değerlerimizle uyumlu yaşamalı ve yanlış inançların, önyargıların ve olumsuz düşüncelerin bize engel olmaması için kararlı, azimli ve inançlı olmalıyız.

Sevgilerimle
Taner Özdeş

0 0 votes
Puanınız
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x