Eşim Neylan ile 40. yılımızı Atina’da kutlamaya karar vermiştik. Bu özel yıl dönümümüz için hazırlık yaparken, www.tanerozdes.com.tr’nin Webmaster’ı Eda Gültekin’den bir mesaj aldım: “Taner Bey, 27.12 bu sene sizin 40. yılınız, bu haftaki yazınız bununla ilgili olacak değil mi?” Eda, üç yıldır birlikte çalıştığımız, işine büyük özen gösteren bir ekip arkadaşı. Yazılarımı web siteme düzenli olarak ekler ve her zaman yaratıcı fikirlerle gelir. Bu mesajıyla da aklımda olmayan bir konuyu hatırlatarak harika bir öneride bulunmuştu. Tabii ki yazacaktım. Hem de büyük bir keyifle!
Neylan ve evliliğimizle ilgili birçok makalemi web sitemde bulabilirsiniz. Bu yazıları yazmamın en önemli nedeni, iyi bir örnek olmak ve deneyimlerimi paylaşmak. Günümüzde boşanma oranlarının yüzde 50’ye ulaştığı bir dönemde, özellikle ünlü sanatçıların ve iş insanlarının evliliklerinin kısa süreli flörtler gibi yaşandığını görmek üzücü. Evlilik, artık bazıları için tarihe karışacak bir kavram gibi görünüyor. Sosyal medyanın olumsuz etkisi, çöpçatan sitelerinin yaygınlaşması ve yaşam şartlarının giderek zorlaşması, evliliği her bakımdan bir iş kurmak kadar ciddi bir karar haline getirdi.
Evlilik hakkında daha detaylı bir yazıyı ayrıca kaleme alacağım. Ancak bu yazıda, 40. yılımıza özel birkaç satır paylaşmak istiyorum.
27.12.1985…
Neylan 20, ben ise 22 yaşındaydım.
Çok genç yaşta başlayan bir aşk hikayesi ve ardından gelen bir evlilik… Bugünün gençliği için belki de hayal bile edilemeyecek bir yaşta, evlilik maceramız başladı. Tanışmamızdan sadece iki ay sonra benim Amerika’da okuma kararı almamla birlikte, 15 ay boyunca birbirimizden ayrı kalacağımız bir süreç başladı. O zamanlar internet yoktu, cep telefonu yoktu. Sadece mektup ve telefon vardı. Üstelik uluslararası telefon ücretleri oldukça pahalıydı. Buna rağmen, birbirimize hiç aksatmadan 3,5 yıl boyunca her hafta mektup yazdık. Her hafta bir gün, sadece beş dakika telefonda konuşarak bu ilişkiyi evliliğe taşıdık. Bu bir aşk hikayesiydi ve yaptıklarımızı mantıkla açıklamak pek mümkün değildi.

Çevremizde ilk nişanlanan çift biz olduk (1984). Ardından, 27.12.1985’te Moda Deniz Kulübü’nde, inanılmaz şiddetli bir yağmurun altında, ömür boyu sürecek bir yolculuğa adım attık.
Evimize ilk taşındığımızda kapı çalındığında, kapıyı açtığımda görevli, “Evde anne ve babanız yok mu?” diye sorardı. İkimiz de yaşımızdan çok daha genç gösterirdik.

Bu evlilikten iki oğlumuz dünyaya geldi: Cem ve Emre. Cem doğduğunda ben 26, Neylan ise 24 yaşındaydı. Emre ise Cem’den sadece 15 ay sonra dünyaya geldi. Neylan ile birlikte büyüdük, birlikte olgunlaştık.

O günden bugüne tam 40 yıl geçmiş. Zaman zaman çevremden, “Evlilikle ilgili bir kitap yazmalısınız!” önerileri alıyorum.
Evliliğin bana göre üç temel sırrı var:
- Sevgi ve saygıyı korumak,
- Birbirine değer katmak,
- Aşkı devam ettirmek.
Evliliğin temel taşı olan aşkı yaşatmak için çiftlerin birbirlerini özgür bırakmaları ve zaman zaman flört etmeleri çok önemlidir. Yaşam, inişli ve çıkışlı bir yolculuktur. Bu yolculuğu biriyle yapmak için o kişiye duyduğunuz aşk ve sevgi tek başına yeterli değildir. Birlikte zaman geçirmek, sohbet etmek, ortak hobiler geliştirmek ve zaman zaman partneri özgür bırakmak gerekir. Evlilik, iki kişi de zihinsel olarak özgür olduğu sürece mutlu bir şekilde devam eder.
Evlilikte sevgi ve saygı kadar önemli bir şey daha vardır: Güven! Güven olmadan bir evliliğin yürümesi mümkün değildir.
Bu sene Neylan’la Atina’da 40. yılımızı kutladık. 40 yıl öncesine göre aynı duyguları yaşıyoruz. Değişen tek şey, geçen zaman. Neyloş ile sadece bir eş olarak değil, aynı zamanda bir dost ve bir arkadaş olarak da evlilik yolculuğumuza mutlu bir şekilde devam ediyoruz. Yaşam bir şekilde akıp gidiyor… Kolay değil, hatta her geçen gün şartlar daha da zorlaşıyor. Ancak birlikte olmak, bu zorlukları aşmayı kolaylaştırıyor.
Annem ve babam mutlu bir evliliğe sahipti. Ben de aynı geleneği devam ettiriyorum. İnsan, hem sürekli değişim isteyen hem de aynı anda konfor alanında (alışkanlıklarına bağımlı) yaşamayı tercih eden bir varlık. Evlilik, herkese göre olmayabilir. Bu konuda çevrenin baskısıyla, hazır olmadan kendinizi zorlamayın.
Ve en önemlisi…
Evleneceğiniz kişiyi tanımadan, sadece aşkın tutkusuyla hemen karar vermeyin.
Biz de böyle yapmıştık! Bizimki bir aşktı ve o riski almaya değer diye düşünmüştü 18 yaşındaki Neylan ve 20 yaşındaki Taner.
Yazımı, Doğan Cüceloğlu’nun evlilik konusundaki derin ve düşündürücü yorumlarıyla bitirmek istiyorum. Kendisine, “Şimdiki aklımla yeniden evlenecek olsam, kişiyi daha iyi tanımak için neler yapmalıyım?” diye sorulduğunda, şu yanıtı vermişti:
- Aç olduğu zaman nasıl hissediyor ve nasıl davranıyor, ona bakardım.
Duygusal bakımdan olgun değilse, aç insan sabırsız ve bencil davranmaya başlar. - Öfkeli olduğu zaman, bir şeye kızdığı zaman nasıl konuşuyor, nasıl davranıyor, dikkatle gözlerdim.
Bencil insanın kızgınlığı ile olgun insanın kızgınlığı farklıdır. Diyebilirim ki, bir insanın olgunluğunun en iyi göstergesi, öfkesini nasıl yönettiğidir. - Kendini yalnız hissettiği zaman ne yapıyor?
İçine kapanıp dünyaya küsen ve onu suçlayan bir tavır mı sergiliyor, yoksa yalnızlığıyla dost olup, hayatın bu hallerini de sakin bir olgunlukla kabul edebiliyor mu? - Yorgun olduğu zaman nasıl davranıyor?
İnsanın bencil olup olmadığını en iyi, yorgunken nasıl hissettiği ve davrandığı gösterir. İlişkinin önemini kavramış olgun bir insan, ne kadar yorgun olursa olsun, diğerlerini de düşünerek davranır.
Doğan Cüceloğlu’nun bu sözleri, evlilik gibi uzun soluklu bir yolculuğa çıkmadan önce karşımızdaki kişiyi daha iyi tanımamız gerektiğini hatırlatıyor. Evlilik, sadece sevgi ve aşkla değil, aynı zamanda karşılıklı anlayış, sabır ve olgunlukla yürütülmesi gereken bir bağdır. Bu bağın sağlam temeller üzerine kurulması, iki tarafın da birbirini her yönüyle tanıması ve kabul etmesiyle mümkün olur.
Sevgilerimle,
Taner Özdeş