Galatasaray-Juventus Maçı Bir Başlangıç Olabilir Mi?

0 0 votes
Puanınız

Yıllardır Galatasaray maçlarını izlerim. Juventus maçı bir başkaydı. 5-2 skorunu küçümseyenler olacaktır. Ülkemizde büyük başarılar küçümsenir, küçük başarılar ise zaman zaman abartılır. Bunun sonucunda kendimize karşı ölçüsüz bir tutum geliştiriyor; ya değersizlik hissine kapılıyor ya da sürekli başkalarıyla kıyaslama ihtiyacı duyuyoruz.

Spor, müzik, siyaset ve sanatçılar ülkemizde ya vezir ya da rezil yapılır. Bunun birçok örneği var. Örneğin, Tarkan’ın son konserleri o kadar çok övüldü ki… Bir zamanlar Tarkan hakkında söylenmedik söz bırakılmadı.

Bu duygusal ve önyargılı yorumlar her zaman başarılara gölge düşürüyor. “Türk’ün en büyük düşmanı Türk’tür” sözünü çok duymuşumdur. Özellikle de yurt dışında yaşayan Türkler birbirlerine yardım etmez, hatta fırsatı bulduklarında paçalarından çeker.

Dizilerimiz, sanatçılarımız, sporcularımız, ressamlarımız, müzisyenlerimiz, yazarlarımız bireysel anlamda birçok başarıya imza atıyor. Bu başarılara medyamız her zaman ilgi göstermiyor ve bu nedenle de bu başarılar birçok gence ilham olamıyor ya da cesaret veremiyor.
Bu seneki kayakta slalom yarışlarında Lucas Pinheiro Braathen, Brezilya’nın 2026 Kış Olimpiyatları’ndaki ilk madalyasını dev slalomda altın madalya ile kazandı. Braathen’in zaferi, onu Kış Olimpiyatları’nda madalya kazanan ilk Güney Amerikalı sporcu yaptı. Bu özel başarı, Brezilya’da kayak sporuna yeni bir perspektif kazandırarak, gençlerin bu alana olan ilgisini artırmayı ve onları bu spora yönlendirmeyi teşvik edecektir.

Teniste dünyanın 1 numarasını uzun zaman taşıyan Novak Djokovic, Sırp profesyonel tenis oyuncusudur. Nadal, İspanyol. Federer, İsviçreli’dir. Bu başarıları her Sırp, İspanyol ya da İsviçreli elde edemiyor.

Yurtdışındaki stratejiler ve sistemler, başarıyı sürdürülebilir kılmak ve rekabetçi bir avantaj elde etmek için kritik öneme sahiptir. Özellikle spor, sanat, eğitim ve iş dünyasında bu sistemlerin nasıl işlediğini anlamak ve kendi ülkemize uyarlamak, bizi ileriye taşıyabilir. Ancak burada önemli olan, sadece kopyalamak değil, bu stratejileri kendi kültürümüze ve ihtiyaçlarımıza uygun şekilde adapte etmektir.

Örneğin, spor dünyasında altyapı sistemleri yurt dışında çok güçlüdür. Çocuk yaşta yetenekleri keşfetmek, onları doğru şekilde eğitmek ve profesyonel bir kariyere hazırlamak için uzun vadeli planlar yapılır. Almanya’nın futbol altyapısı, Amerika’nın basketbol akademileri ya da İspanya’nın tenis okulları bu konuda örnek gösterilebilir. Bizde ise genelde kısa vadeli başarılar hedeflenir ve altyapıya yeterince yatırım yapılmaz. Galatasaray’ın Juventus galibiyeti gibi başarıların kalıcı hâle gelmesi için, bu tür sistemleri kurmamız şart.

Eğitim ve iş dünyasında da benzer bir durum var. Yurt dışında bireylerin özgüvenini artırmaya yönelik bir sistem var. İnsanlara “başarabilirsin” inancı aşılanıyor. Örneğin, Amerika’da girişimcilik ekosistemi çok güçlüdür. Başarısızlık bir utanç kaynağı değil, öğrenme fırsatı olarak görülür. Bizde ise başarısızlık genelde eleştirilir ve cesaret kırıcı bir etki yaratır. Bu zihniyet değişmeden, yurtdışındaki sistemleri tam anlamıyla benimsemek zor olacaktır.

Sanat ve kültür alanında da yurtdışındaki stratejilerden öğrenilecek çok şey var. Örneğin, Hollywood’un global bir marka haline gelmesi, sadece yetenekli oyuncular ve yönetmenlerle değil, aynı zamanda güçlü bir pazarlama ve dağıtım ağıyla mümkün oldu. Bizim de sanatçılarımızın ve eserlerimizin uluslararası arenada daha fazla tanınması için bu tür stratejilere ihtiyacımız var.

Galatasaray’ın Juventus galibiyeti sıradan bir galibiyet değildir. Juventus, İtalya’nın köklü futbol kulübü, 125 yıllık bir takımdır. Performans düşüklüğü yaşamış olsa da, bu kadar farklı yenilmiş olması, Galatasaray’ın etkili ve baskılı futbolunun bir sonucudur. Türk takımları yurtdışında başarılı olamaz önyargısını yıkan bu galibiyet, yeni bir başlangıç olabilir.

Yurt dışında uzun yıllar yaşamış ve okumuş biri olarak, zihinsel güç ve bakış açısının başarıda önemli bir belirleyici olduğunu düşünüyorum. 2,5 yaşındaki torunum Lal’i hem izliyorum hem de zaman geçiriyorum. Onun özgüvenini ailesi gibi çevresindeki bizler de belirliyor ve ne yapıp ne yapamayacağına sizce kim karar veriyor? Seyrettiği YouTube ve Netflix videolarından İngilizce’yi nasıl öğrendiğine tanık oluyorum. Kendi şirketimde yıllarca ders almalarına rağmen İngilizce konuşmaktan sürekli kaçınan çalışanlarım var.

Geçen gün finans müdürümüz, İngiliz ortağımız ve ben yemeğe çıktık. İngiliz ortağımız, finans müdürümüze İngilizcesinin iyi seviyede olduğunu söylediğinde, finans müdürümüz hem iyi hissetti hem de cesareti arttırdığını düşünüyorum.

Galatasaray maçı sadece bir örnek. Ancak, ülke olarak kendimizi aşağıya çekmeyi bırakıp, birbirimizi cesaretlendirip, istediğimiz her konuda başarılı olabileceğimize inanmalıyız. Dünyanın en son teknolojisine sahip Amerika’da, ortalamada insanlar birçok konuda ya cahil ya da meraksızdır. Ancak, Amerika’da yaşıyorsanız size şu inancı aşılarlar: “Yapabilirim, başarabilirim, istediğim her şeye sahip olabilirim!” Bizdeki inanç ise “Bizden bir şey olmaz çünkü…” değil mi? Bunu hem kendimize hem de çevremize sürekli telkin etmiyor muyuz?

Galatasaray-Juventus maçında Galatasaray 2-1 mağlup duruma düştüğünde çevremde televizyonlarını kapatanlar olmuş. Hiç şaşırmadım.

Ülkemizde bilirkişiler, yapmış oldukları röportaj ve söyleşilerinde sürekli “Biz böyleyiz, şöyleyiz” diye konuşurlar. Voleybol ya da basketbolda başarılı olunduğunda ilgi en tepedeyken, sonrasında unutulur. Çünkü bu başarıların geçici ya da şansa olduğuna inandırılırız. Son zamanlarda Kanada’da yaşayan Zeynep Sönmez’in tenisteki başarıları bile küçümsenerek “Bu başarıları konuşmaya değmez” şeklinde yorumları hayretle okuyorum.

Bugün ufak başarıları ve yükselen çıtaları bir ilerleme olarak görmemiz, başarıların bir günde gelemeyeceğini anlatmamız lazım. Başarı hakkında önemli bazı sözleri paylaşmak isterim:
• “Büyük işler, küçük adımlarla başlar.”
• “Her gün biraz ilerlemek, sonunda büyük bir fark yaratır.”
• “Damla damla biriken su, sonunda taşı deler.”
• “Küçük başlangıçlar, büyük hikâyelerin ilk satırıdır.”
• “Yavaş ilerlemek başarısızlık değildir; yerinde saymak öyledir.”
• “Her ustalık, bir acemilikle başladı.”
• “Az ama her gün; işte gerçek ilerleme budur.”
• “Başarı, her gün tekrarlanan küçük doğru alışkanlıkların toplamıdır.”

Toplum olarak başarının tanımını iyi anlamalı, ufak başarılarımızı da büyük başarılar olarak kutlamalıyız. Hangi takımı tutarsak tutalım ya da sanatçı, müzisyen vb. bu kişilerin yurt dışı başarılarını kutlamalıyız.

Galatasaray-Juventus maçı, ülkemiz adına bir başlangıçtır. Bu başarıyı tesadüf, şans ya da Juventus’un performansına bağlamak yerine hep beraber coşkuyla kutlamalı ve bu başarıların kalıcı olması için daha çok çalışmalı, yurt dışındaki stratejileri ve sistemleri kurmalıyız.

Sonuç olarak, yurtdışındaki stratejiler ve sistemler, başarıyı tesadüf olmaktan çıkarıp bir standart haline getiriyor. Bizim de bu sistemleri inceleyip, kendi dinamiklerimize uygun şekilde uygulamamız gerekiyor. Ancak en önemlisi, bu süreçte bireylerin özgüvenini artıracak, onları cesaretlendirecek bir kültür yaratmak. Çünkü başarı, önce bireyin kendine inanmasıyla başlar.

Galatasaray-Juventus maçının sonucu kesinlikle bir başlangıç olabilir. Ancak bu başlangıcın kalıcı bir başarıya dönüşmesi için bazı önemli adımların atılması gerekiyor. Bu tür galibiyetler, sadece bir anlık zafer olarak görülmemeli; aksine, daha büyük hedeflere ulaşmak için bir motivasyon kaynağı olarak değerlendirilmelidir.

Sevgilerimle,

Taner Özdeş

Bizimle İletişime Geçiniz
0
Would love your thoughts, please comment.x