👁️ 210 Okunma
“İnsanlar doğuştan eşittirler ama bunu sonuna kadar sürdüremezler.”
Şans, bir uğraşın eseridir. Pratikte iyi ve kötü şans, eş anlamlıdır. Sadece iyi ve kötü seçimler önemlidir.
Bu hafta sonu Antakya’ya kısa bir tatil için gittim. İyi ki de gitmişim. Bu kadar kısa sürede hayatlarına dokunduğum üç değerli insan ile tanışma imkânım oldu.
“Satışın 10 Altın Kuralı” ve “50 yaş gözüyle” kitaplarımı yazdığım zaman amacım bilgimi yeryüzündeki her insana ulaştırmaktı. Şu ana kadar 40,000 üzerinde kişiye dokundum. Ama her dokunduğum insanı tanıma şansım yok. Ama dokunduklarım bir şekilde hayatıma giriyorlar.
Bu üç kişinin de ortak noktaları, üçünün de hayatlarını şu anda Antakya’da sürdürmeleriydi. Üçü de kitaplarımı okumuş ve kitaplarımdan aldıkları ilham hayatlarına ve kariyerlerindeki kararlarına etkisi olmuş. Üçü de yaptıkları işlerde başarılı olmaları dışında kitap okumayı ve kendilerini geliştirmeyi çok seviyorlar.
Tek tek sizlerle tanıştırmak isterim;
Necmettin Alkan, 2013 yılında hayatında birçok sorun ve engelle karşılaşıyor. O yıllarda İstanbul’da İTÜ de inşaat okuyor. Antakya’ya dönmek zorunda kalıyor. Aile işine devam ediyor, bir noktadan sonra tek başına kalıyor ve genç yaşında birçok zor kararı tek başına kendisi vermek zorunda kalıyor; o sıralarda Satışın 10 Altın Kuralı kitabımı da okuyor ve kitaptan ilham alıyor. 2018 yılında Facebook sayfamdan paylaştığım bir söz de çok önemli bir işi alma arifesinde tesadüfen dikkatini çekiyor ve kendisine zor bir karar arifesinde cesaret veriyor. Kendisini daha önce tanımıyordum. Antakya’dayken şansa Facebook sayfamdaki mesajlara bakarken, benimle tanışmak istediğini belirten bir mesaj aldım.
Sadece 2 gün için geldiğim Antakya’da bu üç genci görmek için ciddi bir çaba harcadım, arkadaşlarımın ve eşimin hoşgörüsü ile üçüyle de tek tek tanışma fırsatı buldum. Akşam 19.00 da Necmettin ile kaldığım otelde buluşuyoruz. Kendisi ile saat 12 gibi yazışmamıza rağmen bana gelirken iki anlamlı hediyeyi de getirmeyi ihmal etmiyor. Hem de üstünde adım yazılı. Bir tanesi Mozaik müzesi öğrencilerinin elle yaptığı Mustafa Kemal Atatürk resmi. “Taner Bey, sizin bir Atatürk hayranı olduğunuzu biliyorum.” dedi. Çok duygulandım. İkinci hediyesi yöresel ballar, zeytinyağı ve nar ekşisi içeren adımı yazıldığı çok şık bir kutuda hazırlanmış. Kendisiyle sohbet ettik, kendisini anlattı ve şu anda inşaat dışında bir spor salonu işletmeye de başladığını söyledi. Yaşı 31. Önünde uzun bir yol var. “Satışın 10 Altın Kuralı kitabınızı o kadar çizdim ki, kitap nerdeyse parçaladım. Gittim bir tane daha aldım.” dedi.
Filiz Erol, kendisi benim de uzun yıllar hizmet verdiğim Uluslararası Genç Liderler ve Girişimciler JCI Derneği üyesiydi. JCI vesilesi ile kendisine Facebook ‘da rastladım; o zamanlar Kanada’ya dil öğrenmek için gitmişti. Oğluma destek olması için kendisi ile yazışmıştım. Ne tesadüf, kendisi Kanada’dan dönmüş ve aldığı bir iş teklifi ile Antakya’da Danimarka Mülteci Konseyi’nde çalışıyormuş. Kendisinin Antakya’da olduğunu öğrenince aradım. Perşembe günü aradım çok hasta idi. Cumartesi Antakya’da iken tekrar aradım. “Buluşabiliriz, daha iyiyim” dedi. Saat konusunda üç beş kere mesajlaşarak saat 18.00 de kaldığım otelde buluştuk. Filiz, muhteşem gülüşü ve duruşu ile ışık saçan bir kişi. Hayalleri var, cesur ve kararlı. Para biriktirip tekrar master için Kanada’ya döneceğim dedi. “Harika” dedim içimden. 50 Yaş gözüyle kitabımı not alarak okumuş ve tecrübelerimden ilham aldığını söylüyor. İnsanlık üzerine çalışmalar yapmak istiyor. Oğlum Cem’in de aynı hayalleri olduğunu söyledim. Belli olmaz günün birinde Cem ve Filiz dünyayı değiştirmeye ve insanlığa katkıda bulunmak için birlikte çalışmalar yapabilirler. Her şey ufak bir hayalle başlamıyor mu?
Son Antakyalı gencimiz Alperen Mehmet Yetek, kendisi benimle 50 Yaş Gözüyle kitabım vasıtası ile tanışıyor. Kendi ağzından anlatayım : “ Bir gün internette gezinirken 50 Yaş Gözüyle adlı bir kitap dikkatimi çekti. Bana bu isim çok ilginç geldi. 50 yaşındaki bir kişiden çok şey öğrenebilirim diye sipariş verdim. Kitabı bir solukta çizerek okudum. Hatta kitap bittiği zaman üzüldüm. Kitabın hiç bitmemesini istedim.” Antakya’ya geleceğimi kendisine gelmeden önce haber verdim. Akşamları 22.00 ye kadar çalıştığı için kendisiyle 23.00 de otelimde buluştuk. Kendisiyle buluşabilmek için akşam yemeğinden erken ayrıldım. Mehmet, her ay 50 Yaş gözüyle kitabımdan belli bir miktar satın alıp çevresine hediye ediyor. Muhteşem değil mi? Kendisi Antakya’da Civil Çocuk dünyasında çalışıyor. Yaşı daha 25. Kitap okumayı çok seviyor. Gelirken bana hediye de getirmiş. Bir adet Antakya maket evi, Hatay spor şampiyon bayrağı ve Beşiktaş Spor kulübü masaüstü plaketi. Kendisine “ Ben, Galatasaraylıyım neden bunu aldın? “ diye tebessüm ederek sordum. Karşılıklı gülüşmeler. Mehmet, harika bir öğrenci ve sevgi dolu bir kişilik, kariyeri konusunda hedefleri var. Öğrenmeyi çok seviyor. Başarılı olmaması için hiçbir neden yok.
Bu üç genç, hayatıma tesadüfen girdi. Kendilerini tanımak benim için büyük mutluluk oldu.
İnsanlara dokunmayı seviyorum. Böyle parlak gençleri gördükçe ülkem adına ümitleniyorum. Bilgimi paylaşmak benim için en büyük mutluluk, bir de bu bilgilerden insanların hayatları aydınlanıyorsa, insanlar cesaret alıyorsa ve daha istekle hedeflerine yürüyorlarsa o zaman ben de dünyanın en mutlu insanı oluyorum.
Hayatta tesadüf yoktur. Hayatta başarı için sadece şans yeterli değildir. Şans ve tesadüf, çabalayan, çok çalışan hayalleri olan kararlı insanlar için geçerlidir.
Dünyada hiçbir şeyin ölçüsü, sınırı yoktur. O sınırları biz çizeriz, o sınırları büyütmekte bize bağlıdır.
Necmettin, Filiz ve Mehmet, yolunuz açık olsun.
Başarının bir tesadüf olmadığını gösterdiniz. Beni de onurlandırdınız. Sizlerle gurur duydum.
Umarım bu yazıyı okuyan birçok genç de bu yazıdan ilham alarak, cesaretle hayallerinin peşinden koşacaklardır.
Sevgilerimle,
Taner Özdeş