Bakü’ye iş için uçuyordum. Yanımda genç bir kız. Bütün yolculuk boyunca konuşmadık. Ben biraz kestirdim. Sonra çantamdan kitabımı çıkardım ve okumaya başladım. Ben kitapları okurken renkli kalemlerle çizerim. Hiç konuşmayan yanımdaki kız bana dönerek “ neden çiziyorsunuz?” diye sordu. Kendisine uzun uzun anlattım; çok kitap okuduğumu ve bu kitapları daha sonra yapmış olduğum konuşmalarda tekrar ihtiyaç duyduğumda zamansızlıktan bu şekilde hızlıca tekrar okuma şansım olduğunu anlattım. Tebessüm ederek, “ çok ilginç “ dedi. Sonra biraz sessiz kaldıktan sona bana dönerek, “keşke sizinle daha çok sohbet edecek zamanım olsaydı “ dedi.
11 yaşından sonra her sene okulum bittiğinde ailem beni yurtdışına bir ailenin yanına yabancı dilimi geliştirmem için gönderirdi. Bu ritüel ben 18 yaşında Amerika’ya okumaya gidene kadar devam etti. Benim en önemli yeteneğimin öğrenme merakı olduğunu düşünürüm. Onun için tek başıma çok zaman geçirip insanları gözlemlerim. Bunun dışında yeni insanlar tanışmak, onlara yardımcı olmak en çok sevdiğim hayat felsefimdir. Bu seyahatlerim sırasında uçaklarda özellikle orta koltukta oturarak her iki yanımdaki insanlarla sohbet etmeye çalışırdım. Bu şekilde hem yeni şeyler öğrenir, hem de lisanımı geliştirirdim. Kimseyi bulamazsam, hosteslerle sohbet ederdim.
Bu sabah alışveriş yapmak için City’s AVM’ye gittim. En alt katta yeni açılan bir güzellik kliniği dikkatimi çektim. İçeri girdim. İçerinde bir kadın görevli vardı. Kendisinden bilgi almak istediğimi söyledim. Çok alçak bir ses tonu ve kapalı bir beden dili ile bana -140 derecede 3 dakika kalarak bedenimi ve cildimi nasıl yenilediklerini anlattı. Aslında daha önce de bu kliniğin önünden geçmiştim ve denemeye karar vermiştim. Sadece görevli satışı veya ikna konusunda bir eğitim almadığı için sadece bana bilgi aktardı. Beni ikna etmeye çalışmadı.
Oradan ayrılırken kendisine döndüm, kibarca “ neden bu kadar alçak ses tonuyla ve kapalı beden dili ile konuştuğunu sordum. Bana “ bu konuda herkesten aynı tepkiyi aldığını ve satış konusunda kendisini geliştirmek istediğini “ söyledi. Hatta bu iş dışında kendisinin bir güzellik kliniği olduğundan bahsetti. Aslında çok başarılı ve konusunda uzman birisiydi. Ama satışı bilmiyordu. Kendisine yardımcı olacağımı söyledim ve imzalı yeni çıkan Duygusal Zeka kitabımı hediye ettim.
Daha sonra alışveriş yaparken asansörde bekleyen ve sürekli bana bakan bir kadın gördüm. Kendisine “ merhaba” dedim. “Merhaba, ????” dedi. İsmimi hatırlayamadığını fark ettim. “Ben, Taner Özdeş” dedim. “Sizi sosyal medyadan takip ediyorum ve çok başarılı buluyorum” dedi. “ teşekkür ederim. Siz ne iş yapıyorsunuz?” diye sordum. “fotoğrafçıyım” dedi. “ Yeni fotoğraflarımı belki çekersiniz?” dedim. “ Tabii ki “ diye cevap verdi.
Hayat böyle bir şey, insanlar ile iletişime geçerseniz, iyi ilişkiler kurarsınız ve bu şekilde hayatı doya doya mutlu ve sağlıklı bir şekilde yaşarsınız.
Psikiyatrist Robert Waldinger tarafından yapılan 75 yıl süren bir araştırmada mutlu ve sağlıklı olmanın sırları araştırılmış,. sonuçlar oldukça ilginç ve sizlerle bu önemli araştırmayı paylaşmak isterim.
Genç yetişkinlere hayattaki en önemli yaşam hedefleri sorulduğunda, % 80’i “ zengin olmak”, % 50’si ise “meşhur olmak” olduğunu söylemiş. İnsanlara yaşamda başarılı ve mutlu olmak için çok çabalamaları ve çok çalışmaları söylenir. Gerçekten çok çalışmak veya meşhur olmak insanı mutlu eder mi?
Harvard Yetişkin Gelişimi çalışması, 724 erkeği 75 yıl boyunca izlemiş. İş, sosyal ve özel hayatları mercek altına alınmış. Bu araştırma sonunda 724 kişinin yüzde 60’ı halen yaşıyordu. Şimdide bu insanların 2000 çocuğunu izlemeye almışlar. İlk grup 1938 yılında Harvard Üniversitesinin ikinci sınıfında okuyan bir grupken, bunların çoğu ikinci dünya savaşında görev aldılar. Diğer grup ise 1930 yıllarında yaşayan Boston’un en yoksul muhitlerinden seçildi. Bu çocukların çoğu sorunlu ailelerde ve gecekondularda sıcak ve soğuk sudan yoksun yaşıyorlardı. Bu gençler büyüdüklerinde fabrika sahibi, duvarcı, avukat ve doktor oldular. Biri Amerikan’ın başkanı oldu. Bazıları alkol bağımlısı oldu. Birkaçında şizofreni ortaya çıktı. Kimisi sınıf atladı, kimisi bu yolculuğu aksi yönde yaptı. Bu araştırma halen devam ediyor. Boston’un yoksul kesiminde büyüyen çocuklar “ Neden beni halen incelemek istiyorsunuz, hayatım hiç de ilginç değil. “ diye sorarken Harvard mezunları asla böyle bir soru sormadı. Bu araştırma boyunca sadece araştırmaya katılanlar sadece anket sorularına cevap vermediler. Bu kişiler ile evlerinde söyleşiler gerçekleştirildi. Doktorlarından hastalık geçmişlerini almışlar. Kan testi, beyin taraması, çocuklarıyla konuşmuşlar. Eşleriyle en derin konuları konuşurken videoya çekmişler. Daha sonra bu araştırmaya eşleri de katılmayı kabul etti.
Bu hayatlardan ne ortaya çıkmış.
Mutluluk ve sağlığın, zenginlik, şöhret, ya da çok çalışmakla ilgili olmadığı ortaya çıkmış. Bu 75 yıllık araştırmadan alınan en net mesaj şu olmuş: “ iyi ilişkiler bizi daha mutlu ve sağlıklı tutar.”
İlişkilerle ilgili bu araştırmadan 3 önemli ortaya çıkmış;
Birincisi, sosyal ilişkilerin gerçekten faydalı olduğudur ve yalnızlıksa öldürür. Sonunda, aileye, arkadaşlara, topluma daha sosyal bir şekilde bağlı olan insanların daha mutlu, bedensel olarak daha sağlıklı olduğu ve çevresi daha sınırlı olan kişilerden daha uzun yaşadığı ortaya çıkmış. Ayrıca yalnız yaşamanın zararlı olduğu ortaya çıkmış. Diğerlerinden daha yalnız olan insanlar, daha mutsuz olduklarını, sağlıklarının orta yaşların başlarında bozulduğu, beyin fonksiyonlarının daha erken gerilediğini ve yalnız olmayanlardan daha kısa yaşadıkları anlaşılmış.
Bugün ise her 5 Amerikalıdan biri yalnız olduğundan şikayet etmektedir. Hepimiz biliyoruz ki insanlar kalabalıkta veya evliyken de yalnız olabiliriz, dolayısı ile ikinci öğrenilen en büyük ders, sadece sahip olduğunuz arkadaşlarınızın sayısı ve karşılıklı saygıya dayalı ilişki içinde olup olmadığınız değil, önemli olan yakın ilişkilerinizin mahiyetidir. Anlaşmazlıkların ortasında yaşamanın sağlığa zararlı olduğu ortaya çıktı. Örneğin, şiddetli geçimsizliğin olduğu, muhabbetin olmadığı evliliklerin sağlığımıza zararlı olduğu, belki de boşanmaktan daha kötü olduğu ortaya çıkmış. Ayrıca, güzel, sıcak ilişkiler yaşamak koruyucudur. 50’li yaşlarda kimin 80 yaşında daha sağlıklı olacağına baktığımızda en önemli faktörün sağlık göstergelerinden çok ilişkilerinden ne kadar memnuniyet duyduklarıydı. 50 yaşlarında en tatminkar ilişkileri olanlar, 80 yaşlarında en sağlıklı olanlardı. İyi, samimi ilişkilerin bizi yaşlılığın bazı sorunlarından koruduğu anlaşılmış. Araştırmaya katılan en mutlu erkek ve kadınlar 80 yaşlarında bedenen daha çok acıları olduğu günler ruhen mutlu olduklarını belirtmişler. Fakat, mutsuz ilişikleri olan insanlar bedenen daha çok acıları olduğunu söyledikleri günler bunun daha fazla duygusal acıyla arttığını söylemişler.
İlişkiye ve sağlığa dair çıkarılan 3. büyük ders, iyi ilişkilerin sadece vücudumuza değil beynimizi de koruduğudur. 80’li yaşlarda güvenle bağlanmış ilişki içinde olmanın koruyucu olduğu anlaşılmış. Diğerlerine gerçekten güvenebileceklerini hissettikleri ilişkide olan insanlar, hafızaları daha uzun süre kuvvetli kalan insanlar olduğu anlaşılmış. Partnerine güvenebileceğini hissetmediği ilişki içinde olanlar erken hafıza zayıflığı çeken insanlar olduğu ortaya çıkmış. İyi ilişkide olanlar her zaman sorunsuz ilişkilere sahip olmadığı, bazıların 80’lerinde münakaşa ettiği, fakat diğerine güvenebileceklerini hissettiği sürece zor zamanlarda bu kavgalar hafızalarını olumsuz etkilemediği anlaşılmış.
İyi, samimi ilişkilerin sağlığımıza ve mutluluğumuza yararlı olduğu sonuçta ortaya çıkmış.
Fakat bu insanlar neden bunu kabul etmiyor?
Çünkü insanlar kısa vadeli hemen bir çözüm arayışı içindeler. İlişkiler, darmadağın ve karmaşıklar ve aileye ve arkadaşlara yönelmenin zorluğu çok çekici ve büyüleyici olmamasıdır.
75 yıllık araştırmada, emekliliğinde en mutlu olanlar, iş arkadaşları yerine bilfiil yeni arkadaşları koymaya çalışanlardı. Yine bu araştırmada en başarılı olan insanların aile, arkadaşlar ve toplumla ilişkilere önem veren insanlar olduğunu göstermiş.
Mark Twain, yaşlanınca hayatına dönüp bakmış ve şunu söylemiş : “ hayat öyle kısa ki; tartışmalara, özür dilemelere, kıskançlıklara, hesap sormalara zaman yok. Sadece sevmek için var. “
Sağlıklı bir hayat iyi ilişkilerle inşa edilir.
Bu sabah güzellik kliniğinde tanışmış olduğum kadın görevliye, yeni insanlarla tanışmaktan, insanlara bildiklerimi öğretmekten ve yeni şeyler denemeye çok meraklıyım, o nedenle -140 derecede bu deneyimi yaşamak istediğimi söyledim. Bana döndü “ Siz insanlara da yardim etmekten de büyük mutluluk duyuyorsunuz.” dedi.
Sanırım gerçek mutluluğum da buradan geliyordu.
Sevgilerimle,
Taner Özdeş