Herhalde yazdığım en zor yazılardan biri olacak. Hayatım boyunca bir çok şey yaşadım.
Yaşım 57. Riskli gruba giriyorum.
Savaş bile bölgesel olur. Bütün dünyayı etkileyen savaş sayısı çok azdır.
Koronavirüsü nedir? Dünya Krizi !
Bunu insanlar mı yarattı ? Yoksa Evren insanlığa artık YETER mi dedi?
Son 1 haftadır evde oturuyorum. İşe yürüyerek gitmem dışında sadece alışveriş için dışarı çıkıyorum.
Bu savaşı dışarıda ve içeride kendimle veriyorum.
Aslında kendimi tanımak için harika bir fırsat. Ama gerçekten olgunlaşmışım
Durumu çok kısa özetleyim . Bu virüs Çin’den dünyaya yayıldı. İlk başta kimse ciddiye almadı. Bu bir biyolojik silahtı. Yanlışlıkla da sızmış da olabilir !
Neden kimse ciddiye almadı ?
Çin çok uzaktı. Bize gelmezdi. Avrupa’ya gelince bile ciddiye almadık.
Bizim kültürümüz kadere inanır: “ Bize bir şey olmaz!” Bu krizi dua ile çözemezsiniz ancak bilimle ve toplumun seferberliği ve ortak akıl ile çözebilirsiniz.
Şimdi Koronavirüsü her yanımızda ve içimizde. Her gün rakamlar artıyor. Ama kontrol altına alamıyoruz. Tüm bilgiler bizden saklanıyor.
Sorunun iki yönü var; sağlık ve ekonomik . Bizim gibi gelişmekte ve fakir toplumlar için her ikisi de var. Birçok ülkede önce ekonomik tedbirler alındı. Halka şu mesaj verildi : “ Parayı düşünmeyin. Siz sadece sağlığınıza dikkat edin!” İtalya, Fransa gibi ülkeler sınıfta kaldılar. Nedenleri önlem almamaları, yetersiz sağlık altyapısı ve yaşlı nüfus. Virüs bir çok şekilde bulaşıyor. Tam bilen de yok. Bildiğimiz öksürük, tükürme ve elden geçtiği . Havada 3 saat kalıyor ne kadar doğru bilmiyorum.
Ülkemizde en büyük sorun, dışarından halen insanlar akın akın geliyor. Ümre’den kontrolsüz gelmiş 15,000 kişi ve 5,000 üzerinde yurtdışından gelmiş öğrenci. Bir işadamının geçen gün bir barda davet verdiği davette iki İspayol arkadaşından virüs kaptığı ve yoğun bakımda olduğunu öğrendim.
Biz halen bu işi ciddiye almıyoruz veya bazılarımız ekonomik nedenlerle çalışmak zorunda kalıyor. Bazıları da evde sıkıldığı için kendini sahillere atıyor. Ciddi bir bilgi eksikliği ve cehalet var. Cahil bir insanı eve kapatmadığınız sürece topluma zarar verir. Herkesin en büyük yanılgısı şu, ailemden, eşimden, çocuklarımdan, iş arkadaşlarımdan, dostlarımdan bana zarar gelmez. Parklarda birçok yere oturma yasağı getirmişler, buna rağmen oturmaya devam ediyorlar. Camiye gitmeye çalışıyorlar.
Bugün halam aradı, Cenevre’de yaşıyor. Sokağı çıkma yasağı varmış. Avrupa’nın birçok ülkesinde sokağa çıkma yasağı var. Biz de neden yok? Çünkü, ekonomik olarak o kadar güçlü değiliz . Sokağa çıkma yasağı için daha büyük ekonomik paketler devlet sağlamalı.
Bu virüsün kontrol alınması en az 8 hafta. Bu sürede birçok ufak müessese nasıl yaşayacak? Maaşları ve vergileri nasıl ödeyebilecek? Zaten en büyük sorunda burada. Devlet, maaşlar ve vergiler konusunda bir güvence vermediği sürece, insanlar yaşam mücadelesi için sokağa çıkacaklar. Bazılarımız evde sıkıldığı için, bazılarımız spor yapma tutkusundan sokağa çıkmaya devam edecek. KOBİ’lerin çok uzun süre dayanma güçleri yok. Eğitim ve hizmet sektörü zaten yeterince kar edemeyen, borçla dönen müesseler. Ben perakende sektörünü de online satışların kurtaracağını düşünmüyorum.
Şimdi biraz da bu virüsün dünya üzerindeki etkilerinden Yuval Noah Harari ‘nin KORONA VİRÜSÜ SONRASI DÜNYA – Financial Times yazısından kısa bir özeti paylaşmak isterim :
“Bu fırtına geçecek. Ama şimdi yaptığımız seçimler gelecek yıllar boyunca hayatımızı değiştirebilir”
İnsanlık şimdi küresel bir krizle karşı karşıya. Belki de neslimizin en büyük krizi. İnsanların ve hükümetlerin önümüzdeki birkaç hafta içinde alacağı kararlar
muhtemelen gelecek yıllar için dünyayı şekillendirecek. Sadece sağlık sistemlerimizi değil ekonomimizi, politikamızı ve kültürümüzü de şekillendirecekler. Hızlı ve
kararlı davranmalıyız. Ayrıca eylemlerimizin uzun vadeli sonuçlarını da dikkate almalıyız. Alternatifler arasında seçim yaparken, kendimize sadece acil tehdidin nasıl üstesinden gelineceğini değil, aynı zamanda fırtına geçtikten sonra nasıl bir dünyada yaşayacağımızı da sormalıyız. Evet, fırtına geçecek, insanlık hayatta kalacak,çoğumuz hala hayatta olacağız – ama farklı bir dünyada yaşayacağız.
Birçok kısa vadeli acil durum önlemleri hayatın temel alt donanımı haline gelecektir.Acil durumların doğası budur. Tarihsel süreçleri ileriye taşırlar. Normal zamanlarda yıllar süren müzakerelerle alınabilecek kararlar birkaç saat içinde alınır. Olgunlaşmamış ve hatta tehlikeli teknolojiler devreye sokulur, çünkü hiçbir şey yapmamanın riskleri daha büyüktür. Bütün ülkeler büyük ölçekli sosyal deneylerde kobay olarak hizmet vermektedir. Herkes evden çalışıp sadece uzaktan iletişim kurduğunda ne olur? Tüm okullar ve üniversiteler çevrimiçi olduğunda ne olur? Normal zamanlarda hükümetler, işletmeler ve eğitim kurulları bu tür deneyleri yapmayı asla kabul etmezler. Ama bunlar normal zamanlar değil.
Bu kriz zamanında, iki önemli seçimle karşı karşıyayız. Birincisi totaliter gözetim ile vatandaşın güçlendirilmesi arasında. İkincisi milliyetçi tecrit ile küresel
dayanışma arasındadır.
Cilt altı gözetimi Salgını durdurmak için, tüm popülasyonların belirli talimatlara uyması gerekir. Bunu başarmanın iki ana yolu vardır. Bir yöntem, hükümetin insanları izlemesi ve kuralları ihlal edenleri cezalandırmasıdır. Bugün, insanlık tarihinde ilk kez, teknoloji herkesi her zaman izlemeyi mümkün kılıyor. Elli yıl önce, KGB ne 240 milyon Sovyet vatandaşını günde 24 saat takip edebilirdi, ne de toplanan tüm bilgileri etkili bir şekilde işlemeyi umabilirdi. İnsan ajanlara ve analistlere güvenen KGB, her vatandaşıtakip etmek için bir insan ajanı ayıramazdı. Ama şimdi hükümetler insan ajanlar yerine her yerde bulunan sensörlere ve güçlü algoritmalara güvenebilirler.
Koronavirüs enfeksiyonları sıfıra düştüğünde bile, bazı verilere aç hükümetler biyometrik gözetim sistemlerini yerinde tutmaları gerektiğini, çünkü ikinci bir koronavirüs dalgasından korktuklarını veya Orta Afrika’da gelişen yeni bir Ebola sorunu
bulunduğunu iddia edebilirler veya başka sebebi.. anlarsınız siz onu. Gizliliğimiz üzerinde son yıllarda büyük bir savaş sürüyor. Koronavirüs krizi savaşın devrilme
noktası olabilir. Çünkü insanlar gizlilik ve sağlık arasında bir seçime zorlandığında, genellikle sağlığı seçerler.
ABD’nin bıraktığı boşluk diğer ülkeler tarafından doldurulmazsa, sadece mevcut salgını durdurmak daha zor olmayacak, aynı zamanda mirası da gelecek yıllarda
uluslararası ilişkileri zehirlemeye devam edecektir. Yine de her kriz bir fırsattır. Mevcut salgının, küresel bağışıklığın yarattığı akut tehlikeyi insanlığın fark etmesine yardımcı olacağını ummalıyız.
İnsanlığın bir seçim yapması gerekiyor. Anlaşmazlık yolunda mı gideceğiz yoksa küresel dayanışma yolunu mu benimseyeceğiz? Anlaşmazlığı seçersek, bu sadece krizi
uzatmakla kalmayacak, aynı zamanda gelecekte daha da kötü felaketlere yol açacaktır. Küresel dayanışmayı seçersek, bu sadece koronavirüse karşı değil, 21. yüzyılda insanlığa saldırabilecek tüm gelecek salgınlara ve krizlere karşı bir zafer olacaktır.
Bu bir kriz değildir. Bu insanlığın bir sınavıdır. Ülkemizde de bu kriz basite alınmamalı ve sadece basit bir ekonomik paketle ve uygulanması çok da mümkün olmayan üstün körü yasaklarla geçiştirilmemelidir.
Bu KRİZ, insanoğluna şu mesajı veriyor : “ Uyanın. Bencilikten vazgeçin. Egolarınız ile düşünmeyin. Bu krizi hiçbir ülke tek başına çözemeyecektir. Hiçbir ülkede sadece politikacıların ve sağlık görevlerininin çabalarıyla bu KRİZ’den urtulamayacaktır. Her bir birey sorumluluk almadığı sürece. Patronlar işçilerinin geleceğini düşünmediği sürece ve devlet ufak iş sahiplerine destek olmadığı sürece, maalesef bu işin ekonomik boyutu, sağlık boyutundan çok daha derin bir şekilde ülkemizi vuracaktır.
Herkese sağlıklı günler dilerim
Sevgilerimle,
Taner Özdeş