Şahane bir kış tatili bitti.
Norveç, kuzeyin güzel ülkesi, bize iyi davrandı. Kar güzeldi, soğuk akılları başımıza getirdi ama aynı zamanda kat kat giyinme insanı olmadığımızı anladık. Bunlar ve daha fazlası anılarımızda güzeldi diyerek saklanacak. Benim anlatmak istediğim ise başka bir an: benim aslında hiç alakam olmayan, Norveç’teki köpek kızakları.
Beni tanıyanlar bilir, ben köpeklerden korkarım. Daha evdeki kediye yeni alıştım, köpek gibi daha iletişim meraklısı hayvanlar bana biraz fazla. Hedef aslında kardan evler ve biraz karlarla oynamak olan turumuzun bir parçasında köpek kızak turu olduğunu öğrenince gelen titreme tabii ki soğuktan değildi. Uzaktan güzel köpeklerin kızağa dizilmesini izlerken, tur rehberimiz bilgilendiriyordu. Ve tabii ki her takım çalışmasında olduğu gibi bir sistem vardı ve sistem olunca benim dikkatim konuya balıklama atladı. Öncelikle rolleri anlatayım. Eminim birçoğunuz benim gibi konuya uzaksınız. En önden en arkaya roller şöyle:
- Öndekiler (Lead Dogs): Sadece hızlı olmakta değil, sakin olmakta da zorundalar. Rotayı onlar okur. Panik yapmadıkları için öndeler, yoksa en hızlı oldukları için değil.
- Hemen arkalarındakiler (Swing Dogs): Virajlarda devreye girerler. Kimse onları görmez, kimse onları konuşmaz. Ama virajda ne olduğunu bir düşünün.
- Ortadaki blok (Team Dogs): Ne öne çıkar ne kaybolur. Ritmi taşırlar. Alkış onlara gelmez ama sistem onlar olmadan durur.
- En arkadakiler (Wheel Dogs): Kızağa en yakın, yani en ağır yükü hisseden köpekler. Kızağı yerinden söküp başlatan güç burada saklıdır. Bunları her zaman en son fark edersiniz. Ama kaybettiğinizde ilk onları hissedersiniz.
Ve tüm bunların üzerinde, ayakta, yalnız duran biri: Musher.
Bir de kızakta oturan biri var. Misafir gibi görünür. Sessizdir, müdahale etmez, manzarayı izler.
Ama kızağın sahibi odur.
Şimdi bu yaştan sonra bu işi yapmayacağıma göre, benim balıklama atlama nedenim kendi tecrübeme konuyu çekmek oldu. Sevgili köpek dostlarımız birden bildik yüzlere çevrildi 😊
- Musher → CEO / GM
- Lead Dogs → C-level ekip
- Swing Dogs → Orta kademe yönetim
- Team Dogs → Satış, mühendislik, operasyon
- Wheel Dogs → İşin gerçek ağırlığını taşıyanlar — deal closers, core engineering, infra
- Kızaktaki misafir → Board / yatırımcı
Buyurun, size hayattaki iki gerçekliğin birleştiği güzel bir nokta.
Şimdi rehberimiz ders niteliğinde bir TED Talk yapıyor. Keşke elimde bir kahve olsa derken, sırtıma kar topunu yedim. Oğlum, bir dur, baban çalışıyor.
Rehberimiz girişi şöyle yapıyor:
“Şimdi rolleri yanlış dağıtırsanız, kızak ya yarışamaz ya devrilir ya da zaten yerinde durmayan köpeklerimiz sayesinde nereye gider, belli olmaz. Bu süper enerjik dostlarımız koşmak için eğitilmiş, o yüzden durmak onlara göre değil.”
Şahane bir giriş değil mi? Aklıma “Ama ben onu seviyorum” diye şirketlerde tutulan veya değişik özellikleriyle olmaları gerektiğinden daha üst veya farklı rollere konuşlandırılanlar geliyor. Tüm bu rollerin çok olduğu şirketler yalpalıyor değil mi? Devam edelim:
Rehber, musher’ın yarış boyunca ne yapabileceğini anlatıyor.
İki şey. Sadece iki şey.
Takımı kurmak, sonra zorlamak ya da yavaşlatmak.
Başka bir şey yok. Önden kendi koşamaz. Köpeklerin yerini değiştiremez. Rüzgârı müzakere edemez. Elinde sadece tempo var.
Erken zorlarsa, takımın dili dışarıda, pilleri biter. Ama geç frenlerse de yarışı kaybeder.
Ve musher bunu ancak takımını gerçekten tanıyorsa doğru yapabilir. Kimin ne kadar verebileceğini, kimin sessizce zorlandığını, kimin daha fazlasına hazır olduğunu bilmeden tempo yönetimi kör bir tahmin olur.
Peki, musher yorulursa veya saçmalarsa ne oluyormuş?
“Uzun yarışlarda olur bu. Soğuk birikirmiş. Bacaklar tutulurmuş.”
O an kızaktaki “misafir” ayağa kalkar. Artık manzarayı izlemiyordur. Sessiz kalmıyordur. Çünkü misafir değildir, zaten hiç olmamıştır. Sadece müdahale etmek için doğru anı bekliyordur.
Ama bu bizim dünyamızda board’un devreye girdiği an. Strateji değişir, liderlik değişir, bazen yön değişir. Bunu iyi bilen bir lider, o ana hazır olur. Bunu bilmeyen o anı sürprizle yaşar.
Rehberi dinlemeye devam edelim: Uzun mesafe yarışları 14+ köpekle başlar. 6’sıyla biter. Geri kalanlar yorulur, sakatlanır, düşer. Sistem durur ve onları bırakır, devam eder. Bunu söylerken sesi değişmedi. Çünkü bu bir acı değil, bir gerçek.
Şirketlerde de böyle sevgili rehber. Başlangıçta seninle olan herkes, büyümede seninle olmayabilir. Bunu ilk kez duyduğunuzda sert gelir. Sonra alışırsınız. Sonra bunun doğru karar olduğunu anlarsınız. Ben bu kararları defalarca verdim. Hepsi ağırdı. Ama her seferinde şunu hatırladım: Ayrılanlar da sisteme katkı koymuştu. O katkıyı görmek, devam edenlere karşı da dürüst olmak demek.
Son bir şey daha dedi rehberimiz, konu akarken:
“Kısa parkurlarda az ama çevik takım kurulur. Hız her şeydir. Uzun parkurlarda koordinasyon öne geçer. Biraz daha yavaş, ama çok daha dayanıklı.”
Hop, bunu da biliyorum ben. Startup’tayken veya ekip kurarken, önce küçük kalın, hızlı dönün. Kurumsallaşırken yapıyı büyütün, artık tempoyu yönetmeniz lazımdır. İkisi de doğru. Ama birini diğerinin yerine uygulamak… Bunu yaşayanlar şu an bir şeyler hissettiler, biliyorum.
Rehberimiz kapanışta “Bakın, çıkmaya başladılar,” dedi ve hemen önümüzde 14 köpek, eksi on beş derecede, tek bir yönde koşuyor. Her biri nerede duracağını biliyor, kimin arkasından gideceğini biliyor, ne zaman güç vereceğini biliyor. Hiçbiri en önde olmak istemiyor. Hepsi sadece rolünü oynuyor. Ve kızak ilerliyor.
Son sözü ise:
“Köpeklerin hangi rolü alacakları karakterlerinde gizlidir. Onları keşfedip eğitmek lazım. Bazen eğitimlerde sıkılırlar, o zaman vazgeçmek lazım. Onları da almak isteyen Norveçlilerin güzel evleri var.”
Ne kadar güzel bir kapanış yaptı. Ben de kendi kapanışımı yapayım, malum soğuktayım ve rehberimiz ilerliyor:
Ekipleri oluştururken kaç kişinin kendini bilmediğini, kaç kişinin kendini yeterli saydığını yazmaya başlasam, konu o kadar uzar ki… Ama bir gerçek var: Güçlü ekipler, her pozisyonun değerini gerçekten bilen biri tarafından bir araya getirildiğinde ortaya çıkıyor.
Geri kalan her şey bu anlayışın üzerine inşa ediliyor.
Referans Yazar: Yakup Börekçioğlu