Bu yazıyı yazmamın en önemli nedeni, duygularımı ve düşüncelerimi paylaşmak, babam okuyamasa da evrene ona ulaşacak bir enerji göndermek.
Babam da benim gibi erken yaşta baba olmuştu, 27 yaşında. Babalar her zaman gizli kahramanlardır; sessizce, fark ettirmeden hayatımıza yön verirler. Benim babam da tam olarak böyle bir insandı. Onun birçok yönünü aldığımı, hatta bazılarını farkında olmadan taklit ettiğimi düşünüyorum.
Bugün yakın bir arkadaşımla babalarımız hakkında konuşuyorduk. Arkadaşım, babasıyla çok yakın olmadığını ve onunla yeterince zaman geçiremediğini anlattı. Bu tür hikâyelere sıkça rastlıyorum. Babasını çok az gördüğünü ya da babasının hep işte olduğundan şikâyet eden birçok kişiye tanık oldum. Babamın bana ne kadar zaman ayırdığını net hatırlayamıyorum, ama onunla geçirdiğim anılar zihnimde hâlâ canlı. Babam yüzücü ve su topçusuydu. 11 yaşıma kadar yüzme antrenmanlarımı sıkça onunla yapardım. Yüzme konusunda en büyük rol modelim oydu. 52 yaşında Masterlar’da tekrar yüzmeye başlamamın sebebi de babamdır.
Babam sık sık yurtdışına giderdi. İthalatın sınırlı olduğu yıllarda bize her dönüşünde hediyeler getirirdi; jeans, Converse ayakkabılar, marka gömlekler ve tişörtler. Onun yurtdışına gitmesini dört gözle beklerdik. Seyahat etme tutkusunu babamdan aldığımı düşünüyorum. Küçük yaşlarda yurtdışına gitme fırsatını da onun sık seyahatleri sayesinde yakaladım.
Babam, her zaman saygın bir iş insanıydı. Tekstil sektöründe tanınan biriydi. Mensucat Santral, İGS, Hazet Holding, Kom gibi markalarda önemli projelere imza attı. Kariyerinin son döneminde birçok KOBİ’ye ihracat konusunda danışmanlık yaptı. TGSD (Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği)’nde başkanlık yaptı, ardından Ataks’ta Yönetim Kurulu üyesi olarak görev aldı.

Babam ve Mehtap Halam
TGSD’de birlikte görev aldığı Umut Oran, babamın vefatı sonrasında şu anlamlı satırları paylaşmıştı:
“Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nde başkanlık yapmış; Türk hazır giyim sanayisinin ihracatla tanıştığı 1970’li yıllarda sektöre zor dönemlerde büyük emekler vermiş bir duayendi. Beyefendi kişiliği, çalışkanlığı, dürüstlüğü, yardımseverliği ve vizyoner duruşuyla her zaman saygıyla anılacaktır.”
“Babamın birlikte çalıştığı Ali İzzet Eken’de babamla ilgili duygu ve düşüncelerini şu sözlerle paylaşmış:
‘Turgut Özdeş, iş hayatında birlikte çalıştığı arkadaşlarına karşı her zaman sevecen, anlayışlı ve yardımsever bir “müdür”dü. Onunla üç farklı fabrikada, on yılı aşkın bir süre boyunca birlikte çalışma fırsatı buldum. Bu süreçte mesleki anlamda ondan çok şey öğrendim. Turgut Bey, her zaman ekibinin sevgi ve saygısını kazanmış, örnek bir yönetici olmuştur. Seni tanıdığım ve seninle çalışma şansı yakaladığım için kendimi çok şanslı hissediyorum, sevgili Turgut ağabeyim.'”
Babam, Galatasaray Lisesi mezunu ve Galatasaray Kulübü Divan üyesiydi. Galatasaray maçlarına birlikte giderdik; bu, aramızdaki özel bağlardan biriydi.
Babam, iş dünyasının yanı sıra sosyal hayatta da aktif biriydi. Lioness ve Rotary kulüplerinde başkanlık yaptı. Ben de derneklerin önemine inanmış biriyim ve zamanımın büyük bir kısmını bu tür çalışmalara ayırıyorum. Yazarken fark ediyorum ki, ne çok özelliğimi babamdan almışım. İlk stajımı İGS’de babamın yanında yapmıştım. Staj sırasında babama gösterilen saygı ve sevgi beni her zaman gururlandırmıştır.
Babamın çevresi her zaman kaliteli ve nitelikli insanlarla doluydu. Cumartesi günleri evimizde okey oynanırdı ve bu buluşmalar, onun sosyal hayatının bir parçasıydı. Annemle olan uyumlu ilişkisi ve dostlukları, erken yaşta evlenmem konusunda bana cesaret verdi.
18 yaşında Miami’ye okumaya gittim ve bir daha eve dönmedim. 22 yaşında Neylan’la evlendik ve kendi evimize taşındık. Babam, ailesine ve çevresine değer veren bir insandı. Annemle birlikte sorumluluklarını denge içinde yerine getirirlerdi. Eşim Neylan’la da her zaman sevgi dolu ve yakın bir ilişkisi oldu.
Benim Ayşe adında bir kız kardeşim var. Ayşe, babama çok düşkündü. Babam hastalandığında ona büyük bir özveriyle baktı. Babam, Ayşe’nin tekstil kariyerinde de ona cesaret verdi ve destek oldu. Hatta bir süre birlikte çalıştılar. Ben ise tekstil sektörünü hiçbir zaman düşünmedim. Babam, Elte adında bir şirkete ortak olmuştu. En büyük hayalim, bu şirketi kardeşimle birlikte büyütmekti. Ancak, ekonomik kriz nedeniyle bu hayal gerçekleşmedi. Babam hisselerini devredip ortaklıktan ayrıldı. Bu olay, benim girişimcilik konusundaki hevesimi de azalttı.

Babamla ilgili en çok hatırladığım şeylerden biri, bana alfabeyi öğretmesidir. Her harfi bir hayvanla eşleştirerek öğretirdi. Yüzme konusunda bana en baştan destek olması, çalıştığı şirketlere gidip onu izlemem, birlikte maça gitmemiz ve birkaç kez baş başa seyahat etmemiz, onunla ilgili unutamadığım anılardan sadece birkaçı. Babam, dürüstlük konusunda her zaman iyi bir örnek oldu.
Babamdan Aklımda Kalan, Tebessüm Ettiren Bazı Hikayeler:
– Babam kıyafetleri ve ayakkabıları konusunda çok titizdi. Hepsi belli bir düzen içinde muntazam dizilirdi. Hepsinin yerini ve sırasını bilirdi. Bu huyu sonra bana da geçti. Babamın ceketlerini çok beğenirdim. Bir gün bir ceketini çaktırmadan kız arkadaşımı etkilemek için gizlice gardırobundan aldım. Kız arkadaşımla buluştuk. Dönüşte eve yürürken babam arabasıyla yanımızdan geçerken ceketini fark etti. Bana dönüp, “Ceketimi bana sormadan neden alıyorsun!” diye söylenerek yoluna devam etti. Tarih tekerrürden ibarettir. Oğlum Cem ile sürekli aynı tartışmaları yaşıyoruz. Eşyalarım çok kıymetli!
– Babam işten geldiğinde kapı çalınır. Annem kapıyı açar. Terlikleri muntazam bir düzen içinde kapıda beklerdi. Annem, bunu her gün eksiksiz yapardı. Babam bu karşılamalara çok önem verirdi. Eşim ve çocuklarım bu aile geleneğini devam ettirmedi.
Babamın kaliteli yabancı kösele ayakkabıları vardı. Babam ayakkabılarını bizzat kendi boyardı. Aynı alışkanlığı ben de devam ettiriyorum.
– Pazar günleri aile günümüzdü. Bazı Pazar günleri üşenmeden Kavaklar’a balık yemeye ailece ya da babamın yakın arkadaşlarıyla giderdik. Kalkan balığı babamın favorisiydi. Benim de. Ancak, şimdi o kadar pahalı ki. Şimdi, tadını unuttuk. Akşamları da birlikte akşam yemeğinden sonra birlikte popüler dizileri seyrederdik: “Küçük Ev”, “Colombo”, “Kaçak”, “Dallas”. Bizim jenerasyon bilir. O zamanlar TV siyah beyaz ve tek kanaldı. Dizi biter, tüm programlar biter ve ekranda “Televizyonunuzu kapatmayı unutmayın!” yazardı. Ben bir süre sonra TV’yi kapatmak için salona geri döner ve babamı koltukta uyurken bulurdum. “Baba, hadi kalk!” derdim. Babam da başını kaldırır, “Yaa… Seyrediyorum, kapatma! ” derdi.
– Babanemin çok lezzetli çiğ börek ve mantı yemeklerini yemek için ailece toplanırdık. Babam, iş hayatında çok ciddiyken, aile ortamında güleç ve espriliydi. Babanemin sofralarında çok güler ve hoşça zaman geçirirdik. Babanemin çiğ börekleri efsaneydi.
– Babam, iyi bir yüzücüydü. Adeta yüzmek için yaratılmıştı. Suyun içinde bedeni adeta suyla bütünleşirdi. Bir ara tenise de merak sardı. Dragos sitesinde fırsat buldukça arkadaşlarıyla tenis oynamayı çok severdi. Ama tenis performansı hiçbir zaman ortalamanın üstüne çıkamadı. Ben nispeten iyi bir tenisçiydim, o nedenle baba-oğul birlikte olmak için ayıp olmasın diye oynardım. O anlar şimdi düşündükçe ne kadar kıymetliymiş. Keşke babamla daha çok tenis oynasaydım.
– Babam Kom Mayoları genel müdürüyken defileleri hiç kaçırmazdım. O zaman defileye gitmek bir “statü” sembolüydü. Kız arkadaşlarıma mayo hediye eder, defilelere özel davet ederdim. Yerimiz her zaman VIP’ydi En önde hava atarak otururdum. Babamla en çok gurur duyduğum anlardan biri de babamın düzenlemiş olduğu defileleriydi. Bugün Türkiye’de defilelerin aynı etkiyi yapmamasını garipsiyorum.
Son yıllarında ardı ardına birçok sağlık sorunu ile mücadele etti. Yaşama sıkı sıkıya bağlıydı. En son dakikaya kadar çok acı çekmesine rağmen yüzündeki yaşam isteğini görebiliyordum.
Son günlerinde ona sütlaç ve McDonald’s dondurma götürürdüm. Neredeyse yemek yemeyen babam, sütlaç ve dondurmasını iştahla yerdi.
Sevgili annem (Ender), babama insanüstü bir çabayla baktı. Onu bir an bile yalnız bırakmadı. 64 yıllık evlilik hayatlarında her zaman örnek ve mutlu bir çift oldular. Bu, benim ve kardeşimin mutlu, neşeli ve olumlu bireyler olmamızda büyük bir rol oynadı.
Babamın vefatından sonra cenazesi için sadece 24 saatimiz vardı. Buna rağmen, katkıda bulunduğu dernekler, Galatasaray Kulübü ve çevremiz onu yalnız bırakmadı. İçime sinen bir uğurlama oldu.
Bana yapılan söyleşilerde hep sorarlar: “Nasıl anılmak istersin?” Ben de “İyi bir insan olarak” derim. Babam da her zaman iyi bir insan olarak anımsanacak.
Bizden ayrılışının üzerinden sadece beş gün geçti, ama onu şimdiden özlüyorum. Feriköy’deki aile mezarlığımızı elden geçireceğim ve tüm sevenlerinin beğeneceği bir yer yapacağım.

Nur içinde huzurlu uyu babacığım. Seni bilmeyenler için bu yazıyı kaleme aldım. Her zaman örnek bir baba oldun. Seni hep sevdik ve özlemle hatırlayacağız.
Sevgilerimle,
Taner Özdeş
TANER BEY BABANIZIN MEKANI CENNET OLSUN