Yetenek, Tek Başına, Başarı Sağlamaya Yeter Mi?

0 0 votes
Puanınız

Stefan Holm… İsveçli yüksek atlama sporcusu. Çok küçük yaştan itibaren yüksek atlamaya ilgisi var. Babası da destekliyor. Fakat çoğu kişi diyor ki; “Boyun kısa, bu işi başaramazsın”. O ise uzun yıllar tutkuyla çalışıyor.

Sizce Başarıya Giden Yolda Esas Olan…

1.Genler midir?

2.Emek midir?

Stefan Holm, tutkulu çabasıyla 2004 Atina olimpiyatlarında altın madalya aldı. Hem de DÜNYA REKORU kırarak!

Bu sıradışı öyküyü sizinle paylaşmak istiyorum.

Başarı, her zaman ilgimi çekmiştir. O nedenle, bu konuda hem okuyarak, araştırarak, hem de gözlemleyerek bilgimi artırmaya çalıştım. Ama başarının tek bir tarifi olmadığına, kişiye (genetik), ekine, aileye, çevre koşullarına biraz da denk gelişe bağlı olduğu kanısındayım.Öbür yandan, tutkunun ve çok çalışmanın,çoğu yeteneği alt ettiğine tanık oldum.

Stefan Holm, İsviçreli bir yüksek atlamacıydı. Küçük yaşından itibaren yüksek atlamacı olmayı çok istiyordu. Bunun bir nedeni, o dönemde, İsveç’te, tüm çocukların hayran olduğu,olimpiyat şampiyonu olan bir yüksek atlamacıydı. Nasıl biz küçükken hep birlikte Erol Evgin’e âşıksak, İsveçli çocuklar da bu yüksek atlamacıya hayrandı! Çoğu onun gibi olmak istiyordu.

Stefan’ın en yakın hayal ortağı, komşusunun oğluydu. Henüz dört yaşındayken, her gün evdeki yastıkları üst üste dizip koltuklardan atlıyorlardı.

Stefan’ın babası da oğlunun durumundan ve düşünden son derece hoşnuttu. Altyapı açısından ve destek anlamında olanaklı bir çocuktu. Babası da zamanında sporcu olmak istemişti ancak yaşamın pek de kolay olmayan koşulları buna el vermemişti. Bu nedenle, oğlunun düşü gerçekleşsin istiyor, Stefan’ın yüksek atlama eğitimine tam destek veriyordu.

Yalnız, ufak bir pürüz vardı. Stefan’ın boyu, sırıksız bir yüksek atlamacı için çok kısaydı. Yüksek atlamada,bilindiği gibi, boy, çok önemli. Boyun ne kadar uzunsa artın o kadar fazla. Stefan’ın tek bir artısı vardı. Yüksek atlamaya olan tutkusu, boyundan fersah fersah büyüktü.

Bu öyle bir tutkuydu ki, kısa boyunu hiç umursamadan her gün saatlerce düzenli bir biçimde çalışıyordu. Stefan, bunu yıllarca sürdürdü. Bu sönmez tutku ve düzenli çalışma, onu bir gün 2004 Atina olimpiyatlarının sonuna kadar taşımıştı. Gel gör ki, onun kısa boyuyla olimpiyatlarda başarılı olacağına hiç kimse olasılık vermiyordu.

Peki sizce ne oldu?

Stefan’ın binlerce saat çalışması işe yaramış mıydı? Düzenli çalışmanın artısı, genetik durumu alt edebilmiş miydi? Bu film, nasıl bitmişti? Sevgi neydi? Sevgi, emek miydi?

Evet. Stefan, 2004 olimpiyatlarında altın madalyanın sahibi olmuştu. Hatta olimpiyat madalyasını kazanmakla kalmayıp aynı zamanda bir dünya rekoru kırmıştı.

Başarısının sırrı neydi?

Stefan, boyunun kısalığından ve çevresinin,“Hayatta kazanamaz”, “Boyundan büyük işlere kalkışıyorsun” yorumlarından dolayı yılmamıştı. Tutkusundan vazgeçmek yerine açığı kapatmak için iki kat daha fazla çalışmayı yeğlemişti.

Herkese şok yaşatan beklenmedik zafer üzerine, İsveçli bilim insanları,A. Ericson Stefan’ı incelemeye aldı.

Peki, sonuç olarak ne buldu? Stefan’ın sol aşil tendonu, yıllarca süren düzenli çalışmalar sonucunda inanılmaz düzeyde sertleşmişti. Öyle ki, ortalama birinin topuğundan tam dört kat daha sertti! Bu,olağanüstü güçlü bir fizyolojik fırlatma yokuşu demekti. Topukları,neredeyse birer kanguru kasına dönüşmüştü.

Buradaki bağlantıyı görebiliyor musunuz? Aşil tendonu, mitolojide, insanın en zayıf yönünü simgeler. Stefan’ın kısa boyu, onun Aşil topuğuydu. Yüksek atlama için genetik olarak eksideydi. Ancak, Stefan, yıllarca tutkuyla çalışarak aşil tendonunu herkesten daha güçlü duruma getirmişti.

“Olimpiyat şampiyonu olamayacağımı söylüyorlardı.” Stefan, kendine inanmayanlara kırgınlığını bu tümcelerle belirtiyordu. İşin sırrının, binlerce saat çalışmak olduğunu düşünüyordu. Acaba öyle miydi? Her şey yıllarca çalışmaya mı bağlıydı?Bu derinlikli soruya yanıt bulmak için 2007 Japonya Dünya Şampiyonasına ışınlanalım mı?

Zorla güzellik olur mu?

2004 Olimpiyatları’nda kimsenin olasılık tanımadığı Stefan,2007 Dünya Şampiyonası’nın gözdesiydi. Karşısındaki yarıştaş, adı sanı duyulmamış biriydi. Donald Thomas adında, Bahamalı bir yüksek atlamacıydı. Donald, bu spora, aşağı yukarı bir yıl önce başlamıştı. Henüz oyunun kurallarını bile tam bilmiyor, sürekli hata yapıyordu.

Daha komik olan şu ki, Donald, aslen basketbolcuydu. Bir gün arkadaşlarıyla okulun bahçesinde oturmuş konuşuyorlardı. Konu, basketboldan açılınca, Donald, “Basketbolda, benden yükseğe sıçrayan yok!”diyerek hepsine meydan okudu. Arkadaşları, onun bu abartılı iddiasına bıyık altından güldü. Sonunda, tartışma iyice kızıştı. İçlerinden biri çıkıp “Halep oradaysa arşın burada!” dedi. Hep birlikte okulun yüksek atlama sahasına gittiler.

Donald, gergindi. Ayağında yüksek atlamaya uygun bir ayakkabı bile yoktu. Yine de bunu umursamadı. İddiaya girmişti artık.Yiğitliğine söz söyletemezdi. Derin bir soluk aldı, konum belirledi ve koşmaya başladı.Atlayışını bitirip minderin üzerinden kalktığında, kenardan onu izleyen arkadaşlarına baktı. Çevresi allak bullak yüzlerle çevriliydi. Arkadaşları gördüğü görüntü karşısında kalakalmıştı. Donald, henüz ilk atlamada neredeyse rekor kırmıştı.

Durum, hemen koçların kulağına gitti ve iki ay sonra Donald, kendini Avustralya Oyunları’nda buldu. Dünyanın en profesyonel yüksek atlamacılarıyla birlikte yarışacaktı. İki aylık bir çalışmayla ne kadar başarabilirdi ki?

Çevrenin tahminleri yine tutmamış, Donald,henüz ilk yarışında dünya dördüncüsü olmuştu! Onun da genetik artılarına karşın eksisi, içinde yüksek atlama aşkı olmamasıydı. Çalışmaktan pek hoşlanmıyordu. En fazla 40 dakika dayanabiliyor, sonra yine gidip basketbol oynuyordu. Yüksek atlamayı sıkıcı buluyordu. Onun aşkı, basketboldu.

Bu film,“Sevgi, emekti” diye mi bitiyor?

2007 oyunlarında, Stefan’ın karşısına çıktığında sadece bir yıldır bu sporun içindeydi. Yarışmanın sonuna kadar gelmişti. Ancak, herkes bir zamanlar olasılık tanımadıkları Stefan’ı gözde tutuyordu. Donald’ı kimse tanımıyordu.

“Servi boylu, al yazmalı” kupa, kimin olacaktı acaba? Dört yaşından itibaren bu spora âşık olup binlerce saatini çalışmaya adamış Stefan mı? Sadece bir yıl boyunca, oflaya puflaya çalışan, bir çalışıp iki sıkılan doğal donanımlı Thomas’ın mı?

Sevgi, emek miydi yoksa doğuştan gelen artı mıydı? Başarıyı gen mi belirliyordu yoksa çaba mı?

Her şey o gün açığa çıkacaktı! Sonucu açıklamadan, size de sorayım: Sizce, o gün kupayı kim eve götürdü?

Gizem, çözülüyor…

Ne yazık ki, bu film, ‘’Sevgi, emekti’ diye bitmemişti. Yarışı,servi boylu Donald kazanmıştı. Emeksiz yemek, onun olmuştu. Yoksa yaşam, âdil değil miydi? Emekçiyi,doğal donanımlıya boğduran zâlim yaşam, bize neler yapmazdı ki? Bazı şeyler, genetik piyangoya da bağlı olabiliyorsa ipe asılmanın anlamı var mıydı?

İsveçli biliminsanlarına, Finlandiyalı biliminsanları da katılarak, bu kez, Donald’ı mercek altına aldı. Araştırmaların ardından işin gizemi çözülmüştü: Beceri, yine aşil tendonundaydı. Donald’ın aşil topuğu, normal birininkinden çok daha uzun ve sertti.

Konunun özü şu ki, kişi, antrenmanla tendon katılığını artırabiliyor. Ama bilimsel kanıtlara göre bu katılık, aynı zamanda kolajen üreten bir genle de ilgili. Bu yapı, Donald’da,doğal bir donanımdı. Pek çalışmasa da bu artı, ona şampiyonluk getirmişti. Bu seferlik genler kazanmıştı.

İlk bölümü genler kazanmıştı. Evet.Ama bu, sonuç değildi. Uzun sürede, zafer, acaba kimin olacaktı? Doğuştan gelen yetenek mi, azimli çabaya dayanan istek mi? Bu kısa süreçte, genler kazanmıştı ama uzun sürede azimli kaplumbağa, tembel tavşanı geçebilecek miydi?

Öykünün sonrası, bence daha ilginç olan bölümü. Donald, bu başarının ardından 1 cm. bile daha yükseğe atlayamamış, çaba ve başarısı yıllar içinde düşmüştü. Çünkügüdülenme yoktu. Zihninde ve gönlünde, yüksek atlama değil basketbol sevdâsı vardı. Güdülenme olmadığından, pek çalışmıyordu. Yeterinceçalışmadığından da genleri bir yere kadar işe yarıyordu.

Doğal yetenek, çalışmayla geliştirilmezse sürdürülebilir değildir.

Bu öyküden de yola çıkarak, yetenek konusunda; bir şeyi, çoğu kişinin yapabileceğinden daha iyi yapmamızı sağlayan, doğal beceri olabilir. Tek başına yetmeyebilir. İsviçreli yüksek atlamacı, Stefan Holm, bunun çok iyi bir örneğidir.

Önce tutkumuzu bulmamız gerekir.Doğuştan yeteneğimiz varsa hedefimize ulaşmakta ötekilere göre artımız olacaktır. Ancak, çok çalışmayı, azmi ve kararlılığı hiçbir zaman küçümsemeyelim!

Boyum kısa olduğundan, satranç takımına giremedim.” –   Woody Allen

Sevgilerimle,

Taner Özdeş

0 0 votes
Puanınız
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
0
Would love your thoughts, please comment.x