“Özgüvenli Bireyler, Güçlü Toplumlar”
Her şeyin ışık hızında değiştiği çağımızda, aynı hızda insanlar yalnızlık, bencillik, empati ve duyarlılıkta hızla azalma yaşarken, öte yandan sosyal medya ile tatmin olmayan, hızla her şeye sahip olmak isteyen dijital bir nesil yetişiyor.
Geçmişte beklentilerimiz, sabrımız ve uzun vadeli hedeflerimizle merdivenleri tek tek çıkmak bize öğretilmişti. İş hayatıma ilk başladığımda, Amerika’dan yeni gelmiştim. İlk işim İktisat Bankası krediler bölümüydü. Görevlerim arasında müdürümün çantasını taşımak, fotokopi çekmek ve teleks çekmek gibi hem egomu zedeleyecek hem de bana hiçbir faydası olmayan işler yapıyordum. Söyleniyor muydum? “Hayır!” Çünkü büyük hedeflerim vardı. Babam, genel müdürlük görevinde patronuyla yaşadığı bin bir problemi sürekli anlatırdı. O zamanlarda bunlar iş yaşamında kabul edilir şeylerdi. İktisat Bankası’nın patronu Erol Aksoy, kahverengi takım elbise giyilmesini yasaklamıştı. Giyerseniz işten atılmanız garantiydi.
O zamanlarda kişisel gelişim, mentörluk, koçluk, YouTube ve bilgi/eğitime ulaşmak neredeyse imkansızdı. Her şeyin bir değeri ve bir bedeli vardı. Şimdi, bilgiye ulaşmak bedava. Yapay zekâ ile her şeyi zahmetsizce yapmak mümkün. İletişim kanalları çok geniş. LinkedIn ve sosyal medya üzerinden herkese ulaşma imkânınız var. Bizim zamanımızda önce santral, sonra da asistanları geçmek gerekirdi. Girişken bir kişiliğim olduğu için benim için çok zor olmayan bu süreç, çoğu kişi için tercih edilmeyen bir yöntemdi.
İnsan bir şeye ne kadar kolay ve zahmetsizce ulaşırsa, o şey o kadar değersizleşir.
Yeni nesili mağazalarda, kahve zincirlerinde çalışırken gözlemliyorum. Oldukça rahat, samimi ve doğal davrananlar işlerinde başarıyı yakalayabiliyor. Çekinmeden iletişim kuruyor, önerilerde bulunuyor ve korkusuzca duygu ve düşüncelerini müşterilerle paylaşıyorlar. Hata yaptıkları zaman bunu normal karşılıyor, paniklemeden işlerini sonuçta yerine getiriyorlar.
Bunları görünce mutlu oluyorum. Öte yandan zor hayat şartları, sürekli artan fiyatlar, aileden geliri olmayan gençler için gelecek yerine anı yaşamaya, plan yapmamaya ya da para biriktirme motivasyonlarını öldürüyor. Gelecek olmadan bir yaşam… Bizim nesil için depresyon demek!
Bugün bir zamanlar üyesi olduğum Urban Pilates’in kurucusu ile sabah kahvaltıda karşılaştım. Suudi Arabistan’a taşınmış. “Burada zaman kaybediyorsun,” diyor. Bugün yazıştığım yakın bir akrabam, bundan üç ay önce Miami’ye taşınmış ve olumsuz olmayan bir ortamın ne kadar önemli olduğunu yazıyordu.
Bütün bu yazdıklarımı nereye bağlayacağım? Torunum Lâl, 2.5 yaşında. Onu izliyorum. Ailesinin vermiş olduğu kararla daha çok İngilizce dinlediği için ve çoğumuz onunla daha çok İngilizce konuştuğu için daha çok İngilizce sözcük bildiği için İngilizce konuşmayı tercih ediyor. Hepimiz onun geleceği için onu mutlu etmeye, bir şeyler öğretmeye ve önemli değerlerimizi aktarmaya çalışıyoruz. Lâl’in ne kadar özgüvenli olduğunu söylemek için erken. Ama hareketlerinde ve davranışlarında rahat, istediklerini direkt ifade ediyor, neyi isteyip istemediğini özgürce söylüyor. Buradaki ince sınırı iyi ayarlamak lazım: özgüvenli olmakla şımarık olmak arasındaki ayarı kaçırmamamız lazım.
Lâl’in en sevdiğim huyu, bir şey istemediği zaman “No” (Hayır) demesi. Bizim nesil için en zor söylenen şeylerin başında “Hayır” gelir.
Özgüven, önce kendimizin farkına vararak ve saygı duyarak gelişiyor.
Özgüven, çocuğun:
- “Ben değerliyim”
- “Yapabilirim”
- “Hata yapsam da kabul edilirim”
duygularını içselleştirmesidir.
Özgüven doğuştan gelmez, günlük ilişkilerle inşa edilir.

Çocuk şunu bilmelidir:
- “Davranışlarım eleştirilebilir ama ben her zaman seviliyorum.”
✅ Yapılacaklar:
- “Seni seviyorum”u sadece başarılıyken değil her zaman söyleyin
- Yanlış yaptığında:
❌ “Yaramazsın”
✅ “Bu davranış doğru değil ama seni seviyorum”
Çocuk şunu bilmelidir:
“Davranışlarım eleştirilebilir ama ben her zaman seviliyorum.”
✅ Yapılacaklar:
- “Seni seviyorum”u sadece başarılıyken değil her zaman söyleyin
- Yanlış yaptığında:
❌ “Yaramazsın”
✅ “Bu davranış doğru değil ama seni seviyorum”
2. Çabasını övmek (sonucu değil)
Özgüven, başarmaktan değil denemekten doğar.
✅ Doğru övgü:
- “Ne kadar uğraştın!”
- “Pes etmedin, bu harikaydı”
- “Kendi başına denemen çok güzeldi”
❌ Kaçınılması gereken:
- “Sen çok zekisin”
- “En iyisi sensin”
(Bu ifadeler çocukta kaygı ve onay bağımlılığı oluşturabilir.)
3. Kendi başına yapmasına izin vermek
Yavaş, dağınık veya hatalı yapabilir. Bu normaldir.
✅ Günlük örnekler:
- Kıyafetini kendi seçsin
- Ayakkabısını kendi giymeye çalışsın
- Oyuncağını kendi toplasın (mükemmel olmasa bile)
❌ Sürekli müdahale:
“Dur ben yapayım”
özgüveni zedeler.
4. Seçim hakkı tanımak
Seçim yapabilen çocuk kontrol duygusu geliştirir.
✅ Küçük seçimler:
- “Kırmızı tişört mü mavi mi?”
- “Elmayı mı muz mu istersin?”
- “Önce kitap mı oyuncak mı?”
⚠️ Çok fazla seçenek vermeyin (2 seçenek yeterli).
5. Duygularını adlandırmasına yardım etmek
Özgüvenli çocuk, duygularını tanır ve ifade edebilir.
✅ Örnek cümleler:
- “Şu an kızgın görünüyorsun”
- “Hayal kırıklığına uğradın galiba”
- “Korkmuş olabilirsin, buradayım”
Bu, çocuğa şunu öğretir:
“Duygularım normal ve kabul ediliyor.”
6. Hata yapmasına izin vermek
Hata = öğrenme
✅ Tepkiniz önemli:
- “Sorun değil, tekrar deneriz”
- “Herkes hata yapar”
- “Bu sefer olmadı ama öğreniyoruz”
❌ Kaçınılması gereken:
- Alay etmek
- Kıyaslamak
- “Bak o yaptı sen yapamadın”
7. Rutin ve sınırlar
Sınırlar çocuğu kısıtlamaz, güvende hissettirir.
✅ Net ama sakin sınırlar:
- “Vurmak yok”
- “Oyuncakları atmıyoruz”
- “Bağırmadan konuşuyoruz”
Tutarlı ebeveyn = güvenli çocuk
8. Model olmak
Çocuklar söylediğinizi değil, yaptığınızı kopyalar.
✅ Siz:
- Hata yaptığınızda kabul edin
- Kendinize sert davranmayın
- “Ben de öğreniyorum” diyebilin
Özgüven şu ortamda gelişir
- Sevildiğini hisseden
- Dinlenen
- Denemesine izin verilen
- Hata yapınca reddedilmeyen
- Kıyaslanmayan çocukta
Bu yazımı tamamlar tamamlamaz, çevremde tanıdığım ve güvendiğim bir anneye okuttum. Çünkü benim için önemli olan, bu bilgilerin teoride değil, pratikte uygulanabilir olup olmadığıydı. Şimdi, onun bana yazdığı düşünceleri aynen sizinle paylaşıyorum:
“Yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. Doğumdan önce bilinçlenmek adına bu konuları birçok kitapta okumuştum. Ancak kriz anlarında, o kelimeler bir anda zihnimden uçup gidiyor ve anne içgüdüsü devreye giriyor. O an, benim için ne doğruysa onu yapıyorum. Fırtına dindikten sonra ise durup konuşuyoruz, birbirimize sarılıyoruz ve barışıyoruz. Kusursuz değilim, ama kalbim her zaman onunla.” 💕
Özgüven, mükemmel ebeveynlikle değil; farkındalıkla gelişir.
Hepimiz hata yaparız. Önemli olan, hatalarımızı fark edip yön değiştirebilmektir.
Özgüvenli yetişmiş bir çocuk, ileride vicdanlı, duyarlı ve sevgi dolu bir bireye dönüşür. Kendini başkalarıyla kıyaslamaz, eleştirilse bile bunu kişisel almaz. Kendi iç sesine kulak verir, ne istediğini bilir ve kendinden asla taviz vermez.
Özgüvenli bireylerden oluşan toplumlarda kültür; korkudan değil, bilinçten; baskıdan değil,değerden; taklitten değil, kimlikten beslenir. Toplumsal özgüven, adaletin, eğitimin, üretimin, kültürün ve insan onuruna saygının aynı anda ve tutarlı bir şekilde var olduğu yerde filizlenir.
Eğer çocuklarımızın mutluluk, eğitim, iş ve huzur için yurtdışına gitmek zorunda kalmasını istemiyorsak, onları özgüvenli bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Bu, sadece onların değil, toplumumuzun geleceği için de en önemli adımdır.
Eğer bu yazıyı okuyan bir anneyseniz, sizin de görüşleriniz benim için çok değerli. Yorumlarda kendi deneyimlerinizi paylaşmanız, yalnızca bana değil, birçok anneye ve anne adayına ilham ve rehberlik edecektir.
Sevgilerimle,
Taner Özdeş