Yüzyılın Afeti Olan Bu Depremin Düşündürdükleri ve Öğrettikleri…

0 0 votes
Puanınız

Türkiye, 06 Şubat Pazartesi günü, tarihinin en büyük âfetine uyandı.

Doğal âfet, felâket ya da krizlerde yazı yazmak pek kolay değildir. Yüzyılın en büyük depreminin şokunu halen yaşıyoruz. Istırabı sürekli ve her birimiz ayrı ayrı yaşıyoruz. Başımız(yaramız) sağılsın. Sağ kurtulanlara ve geride kalanlarınyakınlarına Allah, güç vedayanç(sabır) versin. 

Çok hazırlıksız yakalandık. Antakya ve Kahramanmaraş’ta deprem olacağı çok önceden biliniyordu. Türk’lerin en önemli özelliği, başımıza bir şey gelene kadar tedbir, plan, önlem, eğitim almayı seven bir toplum olmayışımız ne yazık ki.☹

Bir programda, Karsu’yu dinliyordum. Dünya çapındaki sanatçımız Karsu Dönmez’e (Amsterdam’da doğmuş ve ailesi Hatay’dan göç etmiş) bir söyleşide, Türk’ler ve Hollanda’lılar arasında davranış ve alışkanlıklar arasında hangi önemli farkları gözlemlediği soruluyor.O da şöyle yanıtlıyor…

“Amsterdam’da yaşayanların her konuda sürekli toplantı yapıp en ince ayrıntısıyla geleceği planlaması. Bunun dışında, disiplinli olmaları, doğruları (düşündüklerini çekinmeden) söylemeleri;“Bakarız”, “Yaparız”, “Hallederiz”, “Sonra”, “Beş dakika” vb. nedenlerle erteleme alışkanlıklarının olmayışı ve zaman konusunda dakik olmalarıdır.”

Karsu, Hollanda’da yaptığı yardım kampanyası ile 98 milyon Avro topladı.

Deprem sonrası bir telâş, üzüntü, öfke, kızgınlık ve kaygı içinde bireylerin gücü yettiği kadar yardım etmeye, yarar sağlamaya yönelik plansız, sistemsiz ve programsız yardım için harekete geçmeleri çok üzücü…

O bölgede yaşayan arkadaşlarımızdan aldığım bilgiye göre, bu plansız seferberlik,bazı giyim ve erzak yardımlarının sokaklarda büyük çöpler oluşturması, kırılan yollar nedeniyle tek şeride düşen yolların tırlar tarafından kapatılması ile ambulansların acil vak’alara ulaşamaması, yurtdışından gelen kurtarma ekiplerinin çevirmen beklemesi ve ne yazık ki devlet yardımının gecikmesine de ne desek az, ne desek çok.☹

Oldukça öznel bir kavram olan iyiliği tanımlamak da hiç de kolay değildir. Sözlük tanımına bakıldığında “karşılık beklenilmeden yapılan yardım” ifadesi karşımıza çıkmaktadır.  Sözcüğün ve kavramın kendi, insanlığın tarihi kadar eski olmakla beraber empati, dayanışma, nezâket ve daha pek çok kavramı kapsamaktadır.  İyilik kavramı; mutluluk gibi düşünce ve duygular, hisler ya da empati gibi düşüncelerden fazlasıdır. İçinde duygu ve düşünce kadar eylem ve hareket barındırır. Öteki kavramlardan onu ayıran ve bizi ötekilerine göre daha çok insan kılan yanı da bu olabilir. İyilik, eylem durumundaki sevgidir!  

İyilik” yapmanın, yapan kişiye çok fazla yararı vardır. Simge Bulunmaz’ın(Uzm. Klinik Psk.) bu konudaki değerli şu görüşlerini de paylaşmak isterim:

●   İyilik, sosyal ilişkilerimizi geliştirir:

“Hiç şaşırtıcı değildir ki, iyilik yapan bireyler, çevrelerince de iyi birey olarak kabul görür ve daha çok sevilir. Gereksinim durumunda,daha kolay toplumsal destek bulabilirler. Tam aksine, öfkeli, saldırgan ya da bencil bireyler ise yalnızlık duygularını daha çok yaşar, daha az yeğlenir ve daha zor yardım bulurlar. David Hamilton(Dr.), zorlu yaşam koşullarından edinilen bu deneyimler nedeniyle evrimsel süreçte atalarımızın başkalarıyla iş birliğini öğrenmek zorunda kaldığını, grup içinde daha güçlü duygusal ilişkiler kurabilenlerin yaşamda kalma olasılık ve olanaklarının daha yüksek olduğunu ve bu sayede “iyilik genlerinin” bugüne aktarılabildiği”ni ifade etmektedir. 

Aldıklarımızla geçimimizi sağlarız, verdiklerimizle bir yaşam kurarız.” –  W. Churchill

İyilik yaparken, sessiz mi yapmalıyız? (Yanıtı ne kadar da pek kolay olmayan bir soru!)

Duysal Askun Çelik(Psk.)(Prof.Dr.) bu soruyu şöyle yanıtlamış: “Gerçek yardım, hiçbir karşılık beklemeksizin yapılan yardımdır. Ancak, psikoloji literatüründe ‘diğergâmlık’ olarak yer alan kavram ile ilgili araştırmalar, insan psikolojisinin karşılıksız şeyler yapmaya programlanmadığını, en ufak yardımda bile karşılığında bazı şeylerin otomatik olarak beklenildiğini sayısız bulgu ile desteklemiştir.” Bunun kişisel bir yeğleme olduğunu düşünüyorum, yeter ki “iyiliğin bulaşıcılığı” her yere yayılsın. 

Jamil Zaki(Stanford ÜniversitesiPsikoloji)(Prof.), iyiliğe tanık olmanın, iyilik yapmaya esin(ilham) verdiğini ve bunun bir virüs gibi yayılmasına neden olduğunu gözlemleyen bir dizi çalışma gerçekleştirmiştir.

Ne demişler… “İyilik yap, denize at. Balık bilmezse Hâlik bilir. “

●    İyilik, mutlu eder…

 Aristoteles, iyilik kavramını, “Yardım edenin herhangi bir çıkarı ya da yardım edene herhangi bir geri dönüşü olmadan, gereksinimi olan kişiye yardım etmek” olarak tanımlamıştır. Her ne kadar özünde karşılıksız, hatta bazen kendi çıkarlarımızın aksine ve yaşamımız pahasına iyilik yapıyor da olsak sonucunda bu iyiliğin ödülü gibi, bu eylem,ötekini mutlu ettiği kadar, iyilik yapan kişiyi de mutlu etmektedir. Biyolojik açıdan da iyilik yaptığımız zaman, beynimizin yemek yemek, dinlenmek gibi zamanlarda uyarılan zevk ve ödül merkezi harekete geçmekte ve bu davranışlar tekrarlandıkça da iyilik yapma potansiyelimiz artmaktadır. İyilik, alışkanlık haline geldikçe gövdemiz ve beynimiz de buna uyum sağlayacaktır. Böylece olumlu duygular yaşama ve mutlu olmak da bir alışkanlığa dönüşecek, öznel iyilik durumunda da bir artış oluşacaktır. British Columbia Üniversitesi’nin bu konu ile ilgili yaptığı çalışmada, bir grup bireyden, gün içinde 50 dolar harcaması istenilmiş, gün sonunda parayı sadece kendine bir şey almak yerine başkalarına yardım etmek için harcayanların daha mutlu olduğu gösterilmiştir.

“Mutluluk, başka birini mutlu etme çabasının bir yan ürünüdür.” – G. B. Palmer



●    İyilik,yaşama anlam katar…

Sıkıcı ve yalnız bir yaşam sürerken başkalarına yardım ederek anlamlı ve mutlu bir yaşam sürmeye başlayan Amelia gibi, kişi de kendini aşan, kendi çıkarını düşünmeden bir şeye hizmet ettiği zaman yaşamından tatmin olmaktadır. İyilik yapan kişi, değerli bir şey yapmış olmanın getirdiği düşünce ve duygu ile dolarak anlamlı bir yaşam sürer. 

“Yaşamın amacı mutlu olmak değil. Yararlı olmak, onurlu olmak, şefkatli olmak, iyi yaşamış ve iyi yaşamış olmanızın bir fark yaratmasını sağlamaktır.” – Ralph W. Emerson


●    İyilik, fiziksel sağlığı olumlu etkiler…

İster iyilik yapan olalım, ister iyilik yapılan ya da sadece başkasına yapılan bir iyiliğe tanık olalım, üç durumda da beynimizden oksitosin hormonu salgılanmaktadır. Bu hormon, korku, kaygı ve stresi azaltırken, sakinlik ve güvenlik düşünce ve duygularını artırmaktadır. Ayrıca, “kalp koruyucu” ve “sevgi” hormonu olarak bilinen oksitosinin kan basıncını düşürerek, genel kalp sağlığını iyileştirmeye, özgüven ve iyimserliğin artmasına ve hatta ikili ilişkilerde bağlanma duygusunun güçlenmesine yardımcı olduğu bilinmektedir. 

Benzer biçimde, iyilik yaptığımızda beynimizde spor yaptıktan sonra da salgılanan endorfin hormonu salgılanmakta ve bu hormon da ağrıları azaltma işlevi görmektedir. Daha da fazlası iyilik yapmak,gövdemizin en yıkıcı tepkilerinden olan stresi azaltmakta ve dolaylı olarak stres kaynaklı sağlık sorunlarından da bizi korumaktadır. 

● İyilik,bunalım ve kaygıyı azaltır…

İyilik yapmanın, anti-depresan etkisine benzer bir güce de sahip olduğunu ifade etmek yanlış olmaz. İyilik yaptığımızda, sakinleştirici, “iyi hissettiren” biyokimyasal olarak bilinen serotonin üretilmeye başlar. Yani iyilik yapmak, mutluluğu artırmanın yanı sıra bireylerin depresif duygularını ve kaygılarını da azaltmaktadır. British Colombia Üniversitesi’nde, iyilik ve kaygı ilişkisinin araştırıldığı çalışmada, haftada en az altı kez iyilik yapan kaygı düzeyi yüksek bireylerin, bir ayın sonunda kaygı düzeyinde düşüş gözlemlenmiştir.

Sinan Canan(Prof.Dr.) da depremden öğrendiklerim söyleşisinde şöyle diyor: “Biz iyilik eksikliğine çarptık, depreme çarpmadık.Küçük boşlamalar(ihmal), kötülük olmasa bile iyilik eksikliğidir. Görevini tam yapmamak (imzaları atan ya da müteahhitleri denetleyen kişilerin/kurumların boşlaması) bir iyilik eksikliğidir. Hasar görmemiş ve yıkılmamış olan binalar da var. Yaşadığımız yıkım, iyilik eksikliğidir. İyiliğin önemini ancak felâket gelince anlıyoruz. İyiliksizlik ya da iyilik eksikliği böyle durumlarda kötülüğe dönüşüyor. İyiliğin eksikliği, kötülüğe neden oluyor. İyiliksizlik, toplumda yaygın, küçük boşlamalarla kendini belirli ediyor. Düzene uyum sağlayamadığımız her hareketimiz, “kuralsızlığı”“özgürlüğümüz”“zannettiğimiz” her alanımız, hepsi küçük küçük üst üste binen iyiliksizlikleroluşturuyor. Örnek olarak, trafik sıkışıklığı, kentsel dönüşüm. İyilikten uzak durmak, rutinimiz oldu.”

“İyiliği yalnızca iyiler anlar, kötülüğü herkes.” – Cenap Şehabettin

Bu noktada evde alınan eğitimin önemini bir daha anımsatmak isterim. Çocuklarımıza doğru değerleri verirsek, o çocuklar da ileride iyilik yapmak için işlerini hakkıyla, doğru yapacaktır. Erdemli ve ilkeli bireyler olacaktır.

Her şeyin temeli, evde aileden alınan eğitimde; görgü, nezaket, örf ve âdetler, sevgi ve saygıvb. Kültür ve değerler, evde biçimleniyor.

Yas tutma konusunda Gabor Mate’nin(Dr.)önerisinide paylaşmak isterim: “Travma sözcüğünün gerçek anlamı ‘yara’. Travma, içimizde tuttuğumuz ‘yara’ demek…Kaybettiklerimiz için yas tutmamız gerekiyor. Olmamış gibi yapmayalım, yasımızı tutalım. İyileşme sürecinin bir parçası da sağlıklı yas tutmak. Geçmişte başıma gelenleri değiştiremem ama kendimi değiştirebilirim.”

Çevremde, yakınlarını kaybetmiş kişilere, “Acını paylaşıyorum.” “Sabırlar diliyorum.” biçiminde yaklaşıyorum. Akıl vermiyorum, teselli etmiyorum. Acısını azaltmak için “öneriler”de bulunmuyorum.

Deprem, bize iyiliği öğretti. Toplumsal yaraların, bireysel yaralar kadar ıstırap verdiğini öğretti. Bireysel sorumluluk almamız gerektiğini anımsattı. Bir daha bu ıstırapları yaşamamak dileklerimle…

Konfüçyüs, “Herkes ünlü olamaz ama herkes iyi olabilir.”

Sevgilerimle,

Taner Özdeş

0 0 votes
Puanınız
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x