İyi bir yaşam sürmek için
zamanımızı ve enerjimizi nelerle tüketmemeliyiz ve nasıl değerlendirebiliriz?
Ne için yaşıyoruz? Nasıl mutlu olabiliriz? Nasıl sağlıklı ve coşkulu olabiliriz?
Yeni doğan bir bebek, ağlamaya başlar. Cigerlerini yakan hava ve gözüne çok yoğun gelen ışık karşısında aradığı ise güvende olmaktır. Korunmasızlığıyla anne karnından çıktıktan sonra neler duyumsuyor olabilir?
Yaş aldıkça, yaşamı annemiz ve babamız üzerinden deneyimleriz. Onların davranış ve tepkisine göre önyargılarımız, sınırlarımız, kaygılarımız ve özgüvenimiz, bulunulan koşullar çerçevesinde olabildiği kadarıyla biçimlenmeye başlar.
Öz-saygımız, öz-sevgimiz ve öz-değerliliğimiz, ailemiz ve çevremizden edindiğimiz deneyimlerle biçimlenir. İnsanın, içgüdüleri hayvanlara göre daha azdır. Hatta insan, olması gerekenden daha erken doğduğundan, gelişimini yeterince tamamlamadığından, öteki canlılara göre daha uzun süre korunmaya ve bakıma gereksinim duyar.
Yuva ve okulda ise arkadaşlarımızın gösterdiği tepki ve davranışların, karakterimiz üzerinde olumlu ve olumsuz etkisi olur. Öz-saygı ve öz-güvenimiz, bundan doğrudan etkilenir. Ortaokul ve lisede, bu etki, artarak devam eder. Üniversitede kendimizi daha iyi tanıdığımızdan, geçmişle orantılarsak neyi yapıp yapmayacağımıza daha önceki deneyimlerimizin ışığında ve bağlamında karar veririz. Özgüvenli kişiler, öne çıkarak önderlik rollerinde yer alır ve iş yaşamı öncesinde üniversitedeki başarımızda da özgüvenimiz oldukça önemli rol oynar.
Karakterimiz üzerinde ne kadar denetimimiz vardır?Bu konuda elimdeki bazı bilimsel verilere dayanarak belirgin bir şey söylemem pek kolay değil. Genetik özelliklerinin üzerinde denetimimiz olmadığını, kişiliğimizin ve mizâcımızın yüzde elli, hatta yüzde altmış ağırlığı olduğunu biliyorum. Bunun üzerine 0-6 yaş dönemi bilinç dışında kayıtlı olan anı, duygu, inanç, değer ve alışkanlıkları da eklersek, yaşamın denetiminin yüzde yirmi gibi payı olduğunu hesaplayabiliriz. Yüzde olarak az görünse de çoğu başarılı kişinin gelişimi, bu yüzde yirmi içinde gerçekleşmiştir. Kişinin kendini tanıması,bu nedenle çok önemlidir.
Kişisel gelişim ve kitap okuma ile 34 yaşında tanıştım. Sonrasında merakım ve çabamla daha çok yol alsam da felsefe, bilim,sanat ve tarih konusunda eksiklerim nedeniyle odağımı farklı alanlara yönelttim.Satış, pazarlama, zaman yönetimi ve duygusal zekâ konularında uzmanlaşmayı yeğledim. 34 yaşından bu yana 1,500’ün üzerinde kitap okudum. Roman okumayı pek yeğlemedim. Kendimi iyi bir noktaya getirdiğimi düşünsem de yürünülmesi gereken çok yolum vardı ancak zamanım sınırlıydı. O nedenle, kişinin kendini yetiştirme konusunda olabildiğince erken yaşlarda başlamasının önemini daha iyi anlamış oldum.
Spora üç yaşında yüzerek başladım. Sanırım çoğunluğa göre daha erken yaşlarda başladığımdan, 60 yaşımda olmama karşın haftada yedi gün her türlü sporu yapacak güç ve beceriye sahibim.
Bunları yazmamın nedeni, çocuklarınızı bu yönde yetiştirmeniz ve erken yaşlarının değerini anlamanız.
Avusturya Lisesi’nden mezun olalı 40 yıl olmuş. 29 Nisan tarihinde, bir törende 40.yıl plaketimi almak üzere St. Georg Avusturya Lisesi’ne gittim. Okul bahçesine girdiğimde, tüm anılar ve duygularım canlandı. Dokuz yıl boyunca bu ortamda okumuştum. Birlikte okuduğum arkadaşlarımın çoğunu gördüm. Bazıları yaşlanmış, çökmüş, azınlık da olsa bazıları pek değişmemişti. Saç dökülmesi ve kilo dışında da kişinin o anki yaşam enerjisini, duruşundan, yüz ifadesinden, hareketlerinden anlayabiliyorsunuz. 60 yaşına gelmişiz. Biraz yaşlanmak doğal değil miydi? Bu konudaki görüşüm, “ ‘yaşlandım’ demeden, bir kişide gerçek yaşlanma başlamaz.” olduğu.
Doğru beslenme, spor, stres, iş-yaşam dengesi, evlilik, ilişkiler, kariyer…Bunların her biri, kişinin yaşama olumlu bakması ve genç kalabilmesi için önemli birer etmen.
Arkadaşlarımla karşılaştığımda bana genç, sağlıklı ve enerjik görünmemle ilgili çok fazla övgü aldım. Tabii ki bunları duyunca çok daha “iyi hissettim”. 😊 Daha sonra birlikte öğle yemeğine gittik. Sanki zaman geçmemişti. Kaldığımız yerden devam ediyorduk… 😊
Yemek sırasında bir arkadaşım bana “Taner. Sen ‘ilginç’ biriydin.” dedi. Ben de kendine bunun, benim isteğim ve çabam olduğunu, çünkü bazı açılardan farklı olmaktan rahatsızlık duymadığımı, hatta bu yönümle gurur duyduğumu söyledim. Sonra “Seni çok iyi gördüm.” dedi. Söylerken gözlerinin içine baktım.Samimi ve içten söylüyordu. Sınıftayken pek yakın olduğum biri değildi. Sanırım yemekte en çok onunla sohbet ettik. O da yaşamı farklı değerlendirebiliyordu. Mutluydu. Kendini çok iyi tanıyordu.
“Zenginlik ve ün”, mutluluk getirir mi? İyi bir yaşam sürmek için zamanımızı ve enerjimizi nelerle tüketmemeliyiz ve nasıl daha verimli kullanabiliriz?
Eğer “Bugün size bir teleskop vereceğiz. Bununla geleceğinizi göreceksiniz.” deseler, ne görmek istersiniz? Sağlıklı olduğunuzu mu? Mutlu olduğunuzu mu? Yoksa “zengin ve ünlü” olduğunuzu mu?
Yakın zaman önce yapılan bir araştırmada, Y kuşağından genç yetişkinlere, yaşamda en önemli hedefleri sorulmuş. Yüzde sekseni“zengin”, yüzde ellisi “ünlü” olmak istediğini söylemiş! Belki de çoğumuz farkında bile olmadan bu hedeflerle sevmediğimiz işlerde gece yarılarına kadar çalışıp hoşlanmadığımız kişilerle iyi geçinmek için kendimizden ödün veriyoruz. Peki, “zenginlik ve ün”, mutluluk getirir mi? Daha iyi bir yaşam sürmek için zaman ve enerjimizi gerçekten nasıl daha verimli kullanabiliriz?
Harvard Üniversitesi, yetişkin gelişimi üzerine dünyanın en uzun ve kapsamlı araştırmasını yapmış. Araştırma, 1938’de başlayıp 75 yıl sürmüş! İki öbeği incelemişler. İlk öbeğe, Harvard Üniversitesi’nde, 2. sınıfa giden 268 erkek öğrenci, ikinci öbeğe ise Boston’da yoksul bir bölgede yaşayan 12-16 yaş arası 456 erkek çocuğu alınmış. Araştırmacılar, her iki yılda bir katılımcılara yaşamı üzerine anketler yapmış, iş tatmini, evliliği, toplum salyaşamı hakkında sorular sormuş. Her beş yılda bir de kan testi, röntgen, idrar testi ve ekokardiyografi gibi sağlık taramalarından geçirmişler. Araştırmadan çıkan can alıcı sonuçlardan biri olarak, sağlıklı ve mutlu bir yaşam için belirleyici etmenin, sağlıklı ilişkiler olduğu çıkmış. Araştırmanın başındaki Robert Waldinger(psikiyatrist), Kasım 2015’te yaptığı TED konuşmasında, 75 yılın sonunda araştırmadan iyi bir yaşam sürmekle ilgili çıkan üç dersi açıklıyor:
YAKINLARIMIZLA ARAMIZDA GÜÇLÜ BAĞLAR KURABİLMEK
İki öbekte de eşleri, aileleri, arkadaşları ve içinde yaşadığı topluluk ile yakın ilişkiler ve güçlü bağlar kurabilenlerin daha mutlu olduğu ve daha uzun yaşadığı belirlendi. “Yalnızlığın” ise tam tersine, öldürdüğü fark edildi! İstememesine karşın yalnız kalanların, daha az mutlu olduğu, fiziksel ve ruhsal sağlığının daha kötü durumda olduğu görüldü. Yalnızlığın, hastalık ve ölüm riskini artırdığını gösteren daha pek çok araştırma bulunuyor.
İLİŞKİLERİMİZDE YAŞADIĞIMIZ TATMİN
Araştırmacılar, 50 yaşına gelenler arasında kimlerin daha uzun yaşayacağını öngörebilmek için yaptığı çalışmada, yaşam süresini belirleyen en önemli etmenin kolesterol seviyesi değil ilişkilerinde ne kadar tatmin duyduğu belirlenmiş! 80 yaşındaki en sağlıklı kişilerin, 50’li yaşlarında en tatminkâr ilişkilere sahip olanlar olduğu görülmüş. Sadece birileriyle ilişkide olmak ya da kaç arkadaşınız olduğu iyi bir yaşam için yeterli değil. Daha önemlisi, nasıl ilişkiler yaşadığımız. Araştırma, bekâr kalanların, sürekli kavga eden evli çiftlere göre daha mutlu olduğunu belirlemiş. Sıcak ve samimi bir toplumsal ortam, sağlığı korumak için çok önemli.
BİZİ DESTEKLEYEN BİR EŞLE DAHA SAĞLAM BİR BİRLİKTELİK
İlişkiler, beyin ve zihin sağlığımızı da çok etkiliyor. 50 yaşına kadar sağlam evlilikler ya da uzun süreli beraberlikler yaşayanların belleğinin, uzun süreli yaşamayanlara göre daha iyi olduğu görülmüş.
”SADECE SEVMEK İÇİN ZAMAN VAR”
Waldinger(Dr.) konuşmasını Mark Twain’den çok güzel bir alıntı ile tamamlamış…“Zaman yok. Yaşam çok kısa. Kavgalar, kalp kırmalar, özürler, hesap sormalar… Sadece sevmek için zaman var ve fakat sadece kısa anlar.” Bazen ekonomik sıkıntılar, bazen başarı hırsı, bazen başka nedenlerle yakınlarımızı önemsemediğimiz, kırdığımız, ilişkilerimize özenmediğimiz oluyor.
Ama 75 yıllık bu çalışma da gösteriyor ki, ömrümüzün sonunda ‘iyi bir yaşam sürebildim mi?’ diye geriye dönüp baktığımızda, her şeyden daha önemlisi ‘karşılıklı ve koşulsuz sevgi’ üzerine kurulu ilişkiler olacaktır.
40 yıl önceki arkadaşlarımla olan ilişkim, yaşama olumlu bakmamda çok önemli bir etmen olmuştur. Mutlu bir evliliğim, çocuklarım, ailemle olan ilişkilerim, arkadaş ve dostlarımın olması ve kişilere ağırlıklı olarak vererek paylaşabileceklerimin olması, beni diri ve genç tutuyor. Bunun dışında, her gün spor yapmam, yeni şeyler öğrenmem, beslenmeme dikkat etmem, kendime zaman ayırmam ve sürekli geliştirmem de genç kalmamın nedenleri arasında. Genç kalmamdaki daha önemli sır ise genetik ile gelen koşulların dışında, her fırsatta şükretmem, yaşama olumlu bakmam, ilişkilerime değer vermem ve kendimi olabildiğince özgür tutabilmem.
Özetle, daha uzun yaşamak, iyi ve enerjik yaşamak istiyorsak, öncelikle nasıl bir yaşam seçtiğimize karar vermemiz çok önemli. Kendimizi sevmemiz ve değer vermemiz de. Sonra da önce ailemizle, daha sonra da çevremizde güçlü ilişki ve dostluklar geliştirmemiz ve sürdürmemiz,bu kısa yaşamda geçirdiğimiz süreyi daha enerjik, nitelikli ve en önemlisi mutlu yaşamamızı sağlayacaktır. Tek başına çalışmak, çok paraya sahip olmamız, mutlu olmamızı sağlamayacaktır.
Mutluluk konusunda birkaç iyi sözle yazımı tamamlayayım…