Hayalleri kimse tarafından ciddiye alınmayan genç Marty Mauser’ın, “kazanmak” uğruna cehennemi andıran bir yolculuğa çıkışını merkezine alan Muhteşem Marty, klasik bir başarı hikayesinin çok ötesine geçen bir komedi-dram filmi.
Martin Reisman, Amerikalı Yahudi bir şampiyon masa tenisi oyuncusu ve yazardı. 1958 ve 1960 ABD Erkekler Tekler Şampiyonu ve 1997 ABD Sert Raket Şampiyonu’ydu. Geleneksel sert raket tarzı masa tenisinin savunucusuydu. Reisman, yeteneği, gösterişli tarzı ve şovmenlik yeteneğiyle tanınan, New York’un masa tenisi camiasında onlarca yıldır önemli bir figürdü. Hızlı zekâsı ve ince yapısı nedeniyle “İğne” lakabını almıştı. 1974 tarihli anı kitabı The Money Player’da, en iyi masa tenisi oyuncularının “kumarbaz veya kaçakçı” olması gerektiğini yazmıştı.
Muhteşem Marty filminin bence anlamı, başarının sadece yetenekle olamayacağı; bunun dışında kişinin mücadelesini birçok seviyede sürdürmesi gerektiği ve pes etmemenin ne kadar önemli olduğunu anlamamızı sağlıyor. Filmi seyrederken kendi sınırlarımın çok ötesine geçmek zorunda kaldım. Ben de engelleri kabul etmeyen bir karaktere sahibim, ancak bu kadar gözü kararmak ve cesaretin en üst seviyesine çıkmak için daha büyük bir yaşam amacına sahip olmak gerekiyor.
Bireyin yaşamda ileri gitmesinin önünde birçok engel vardır: aile, kültür, eğitim, çevre, maddi kaynaklar vb. Bunlarla mücadele etmek için insanın elinde hangi güçler var? Amaç, hedef ve tutku. Yetenek konusunda çok kitap okudum. Çok çalışmanın yeteneği yenebileceğini ispat eden birçok bilimsel çalışma var. Tutkunuzu ne kadar erken yaşta keşfeder ve üzerine giderseniz başarı oranınız o kadar artıyor. Erken yaşta başlamanın birçok avantajı var. 12 yaşında masa tenisi oynamaya başlayan profesyonel pinpon oyuncusu Marty Reisman, 22 büyük şampiyonluk kazandı ve 67 yaşında ulusal bir raket sporu yarışmasının en yaşlı galibi oldu!
Marty, o şanslı kişilerden biri. Tutkusunu erken yaşta keşfediyor ve masa tenisine olan tutkusuna ve o yolda ilerlemek için yaptıklarına şahit oluyoruz.
Eleştirmenler ise filmi şöyle özetlemiş: Timothée Chalamet’in başrolünde olduğu Muhteşem Marty, spor biyografisi kalıplarını yıkan bir Amerikan kapitalizmi eleştirisi sunuyor. Film, kimsenin ciddiye almadığı, ancak içindeki ateşle yanıp tutuşan Marty Mauser’ın, masa tenisi dünyasında zirveye tırmanma mücadelesini konu alıyor. Mauser, kendi dehasına duyduğu sarsılmaz inançla, Amerikan Ping Pong’unun yeraltı salonlarından şöhretin büyük sahnesine doğru, “cehenneme gidip geri gelme” pahasına bir yolculuğa çıkıyor. Gerçek bir masa tenisi efsanesi olan Marty Reisman’dan ilham alan bu kurgusal hikâye, Mauser’ın sadece şampiyonluk peşinde koşmakla kalmayıp, aynı zamanda Kay Stone ile yasak bir ilişki yaşamasını da merkezine alıyor.
Annesiyle kuramadığı yakınlığa, ona fırsat yaratan herkese yaptığı yalakalıklara, işine yaramayanları satmalarına, “zafere giden her yol mübahtır” anlayışına, bencilliğine ağzımız açık şahit oluyoruz. Yanınızda olmasını asla istemeyeceğiniz, “hayır” cevabını kabullenmeyen, hırslı bir adamın portresini izliyoruz. Onu Marty yapan özelliklerini görüyoruz. İşte filmi iyi bir biyografi yapan en önemli şey tam da bu: Biz Marty Mauser’i bir şampiyon olarak değil, bir insan olarak tanıyoruz.
Yorumlara katılıyorum. Diğer yandan Japon şampiyonu ile yaptığı final maçı sahnesi, tutku, hırs ve insanlığı tek bir sahnede muhteşem bir tempoda soluksuz izlemenizi sağlıyor.
Bazı filmler perdede izlenmeli; bu film de onlardan biri. Filmin başrolünde oynayan Timothée Chalamet bakalım Oscar ödülünü alacak mı? Masa tenisi (pinpon) dünyada tekrar yükseliyor. Bu filmin masa tenisini daha popüler yapacağına inanıyorum.
Sevgilerimle,
Taner Özdeş