👁️ 268 Okunma
Filmler iyi birer öğretmendir!
Film seyretmeyi çok severim. Öncelikle zihnim meditasyon frekansına geçer! Film içinde kendimi kaybeder, akışa geçerim. O anda yer, mekân, zaman ortadan kalkar. Tabii ki her filmde bu olmaz.
Son seyrettiğim iki film bende bu etkiyi bıraktı.
İlki, sinemada izlediğim “Yan Yana”. Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit’in başrolünde oynadığı bu filmde: Filmin kısa bir özeti şöyle: “Film, boyundan aşağısı felçli zengin bir aristokrat olan Refik ile İstanbul’un yoksul mahallelerinden birinde yaşayan, geçmişi karışık, enerjik ve hayat dolu bir genç olan Ferruh arasında gelişen sıra dışı dostluğu konu alır. Refik, kendisine bakacak bir yardımcı ararken, kaygısızca mülakata gelen Ferruh’un hayata karşı rahat ve umursamaz tavırlarından etkilenir ve onu işe alır. İkili arasında başlangıçta tuhaf bir ilişki başlasa da zamanla güçlü bir dostluk ve bu dostluğun hayatlarına yön verişine bizi tanık edecek olaylar örgüsü karşımıza çıkacaktır. Ferruh’un hayat enerjisi ve samimiyeti, Refik’in yaşama bakışını değiştirirken; Refik’in kültürel zenginliği ve zarafeti de Ferruh’un hayatla kurduğu bağı değiştirecek etkilere sebep olacaktır.”
Bu filmin bende yarattığı en büyük etki, kendi yaşamımı da gözden geçirmem oldu. Aristokrat değildim. Ancak yine de yaşamı oldukça sınırlı bir alanda ve belli rutinler ile alışkanlıklarla yaşıyordum. Bu da Ferruh’un yaşam tarzı ve yaşamı daha özgün ve umursamaz yaşaması bana farklı bir bakış açısı getirdi. Bu yaşam temposunda hem Refik hem de Ferruh olarak yaşamak büyük bir lüks. En önemli bakış açısı, yaşamı tamamen kontrol ederek, duygularımız yokmuş gibi her şeyi bir makine gibi programlayarak, aynı çevre, ortam ve kurallarla yaşamanın ruhumuza iyi gelmeyeceği gerçeği.
Şu an İstanbul’da yaşanan uyuşturucu, çılgın partiler, zenginliğin ve tatminsizliğin dışa vurumu değil mi? İnsan yaşamında değer ve anlamı kaybettiğinde, yaşam amacını da kaybediyor. Kaybettiği ise kendisi değil mi?
Yaşamda engeller, zorluklar, inişler ve çıkışlar, başarılar ve başarısızlıklar olacaktır. Ben bunlara öğrenme ya da deneyim diyorum. Ancak bu ilerleyiş, ancak kendimize sahip olduğumuz sürece devam eder. Etrafımızda bize değer katacak kişiler kadar, bize zarar verecek, manipüle edecek veya yanlış yönlendirecek kişiler de olacaktır. Kimlerle çevrili olduğunuza dikkat edin!
Refik ve Ferruh, bir beynin sağ (mantık, ego) ve sol beyni (duygusal, empati) gibi. İkisi de bir kişide olmalı. Yaşamın tek amacı mutluluk ya da haz olmamalı.
Paylaşmak, vermek ve fedakârlık da yaşamdan keyif almanın ve tatmin bulmanın önemli bir parçası.
Diğer film ise Netflix’de izlediğim başrollerinde George Clooney ve Adam Sandler’in oynadığı “Jay Kelly”

Ayhan Dinin film hakkında yorumundan alıntı yapıyorum:
“Bir kez daha yaşamak mümkün mü?
Gerçekten hayatı başa sarmak mümkün olsa neyi farklı yapardınız?
Nelerden vazgeçer, neyin peşinden koşardınız?
Kural böyle… Bir şeyi seçerseniz başka bir şeyi kaybedersiniz. Ne kadar tutkuyla isterseniz o kadar büyük kaybedersiniz.
Ne kadar büyük isterseniz o kadar zor bir seçim çıkar karşınıza.
Mesele karar vermek değil. O kolay. Mesele kararınız ne olursa olsun sonuçta pişman olacağınızı bilmek.
Bunun adına bazen yaşamak diyoruz.
Bizimle birlikte yakın çemberimizde kim varsa onlar da istemeden de olsa kurala dahil. Sonuçta herkes kaybediyor.
Çünkü diğer tercihi bilmiyoruz, bilemiyoruz. Bilme şansını elimizin tersiyle itmiştik o karar anında…
Hayat deyip geçtiğimiz, bu işte…
Ve belki de kaybeden kazanıyor!
Öykünün kahramanı Jay Kelly kariyerinin zirvesinde, içsel boşluğun getirdiği yalnızlık ve kimlik krizlerini yaşayan bir film yıldızı. Sürekli performans göstermesi ve farklı karakterleri canlandırması gereken bir işi var. Bir gün asıl soruyu soruyor. Ben kimim?
Bu sorun sadece ünlü starlarla sınırlı değil, kişi dış dünya ile uyumluyken iç dünyasında kayboluyor.
O ün, şöhret, makam, para ve güç kaybolduğunda ya da kişi olgunlaşıp bunları umursamadığında birden ne kadar yalnız olduğunun farkına varıyor
Filmin en acı dersi ya da sahnesi, son filmini tamamladıktan sonra, aktör Jay Kelly, kızı Daisy Avrupa’ya gidip üniversiteye başlamadan önce onunla vakit geçirmek ister. Daisy, arkadaşlarıyla seyahat etmeyi tercih ederek bu teklifi reddeder. Uzun süredir menajeri olan Ron bundan sonra Jay ile çalışmak istemediğini kendisine iyi gelmediğini söyler. Kariyerinin en tepesinde ya da en tepeden aşağıya düşüş başlamışken birden yalnız kalmak, olabilecek en kötü son değil mi?
Filmin en sonunda; Anma töreninde Jay ve Ron, ikisi gözyaşları içinde Jay’in performanslarının bir derlemesini izlerler ve derleme, kızları Jessica ve Daisy’nin çocukluk fotoğraflarıyla sona erer. Seyirciler alkışlarla ayağa kalkarken, duygusal bir an yaşayan Jay kameraya bakar ve “Tekrar yapabilir miyim? Bir tane daha istiyorum” der.
İki filmin de ortak mesajı şu olmalı:
“Kendin olmak çok zordur. Başka biri olmak ya da hiç kimse olmak ise çok kolaydır!”
Bana her iki film de çok iyi geldi. Belki de yaşım, kariyerim ve içinde bulunduğum dönemde yaşamımı gözden geçirmemi sağladığı içindir!
Sevgilerimle,
Taner Özdeş